Bu kitap hakkında inceleme yazmak çok zor bir iş. İnsan nerden başlayacağını, hayranlığını nasıl ifade edeceğini bilemiyor... Kitap bana göre modern destanlardan biri. Konuyu ele alış, karakterleri oluşturma, derinleştirme açısından çok güzel bir kitap. Kapitalizmin ilk büyük krizi olan 1929 bunalımı sonrası Amerikada yaşanan dramı net bir şekilde aktarmış kitap. Bir yanda "üretim fazlası olmasına rağmen diğer yanda aç toplulukların var olması" gibi çarpık bir durumu Amerikan çiftçisi üzerinden analiz etmiş yazar. Saçma bir şekilde kapitalizmin bunu doğal ve kaçınılmaz olarak ortaya çıkardığını güzel bir şekilde ispatlamış eser. Bu açıdan bakıldığında Jack London'ın Demir Ökçe'de yaptığı kapitalizm analizini ve üretim fazlası açmazını da desteklemiş oluyor. Bu eleştirileri yaparken de yazar ideolojisini gözümüze sokmuyor. Sade, yalın ve realist bir yaklaşımla kapitalizmi yeriyor. Edebi anlamda tasvir ve analizler çok yerinde ve dozunda yapılmış. Özellikle bazı bölümlerde yaptığı analizler büyüleyici olmuş. Yazar okuyucuya o anı, o hissi yaşatmak için dilini çok etkili kullanmış. Açlığı, çaresizliği, yersiz yurtsuz kalmayı, elden bir şey gelmemesini, yolu, yolculuğu,yolda giderken tek tek tükenen aileyi ve tüm bunlardan hasıl olan acıyı, hüznü tam olarak yaşıyorsunuz. Yazar bunların arasına aile olmamın önemini, imkanlar kısıtlı olsa bile paylaşmanın ve yardımlaşmanın değerini de serpiştiriyor. Zaten finalde fakirler, sömürülmüşler arası bu fedakarlığı da zirveye çıkarıp, sahneyi kapatıyor. Tüm bunlar bir araya geldiğinde etiyle kemiğiyle bir edebi şölen ortaya çıkıyor. Bunlarla birlikte yazar aileden ayrılanlara bir daha hiç dönmüyor ve onlar hakkında bilgi vermiyor. Böylece sanırım bize şimdi ve buradaya odaklanmamız gerektiğini söylüyor. Zaten arada Anneye buna