Şimdi bütün o tabularımızı, ahlak çerçevelerimizi, homofobimizi bir kenara bırakıyoruz.
Bırakamıyorsak, değil kitabı elimize almak bu incelemeyi bile okumuyoruz.
Kalemler böyle sürükleyici bir romanı pek az yazdı iddia ediyorum. Fırsatım olsaydı kesinlikle bir gün içerisinde bitirmiştim. Üç gün boyunca bütün hayat meşguliyetlerimin bir an evvel bitmelerini ve okumaya devam edebilmeyi diledim son sayfasına kadar. Son sayfasındaysa bitmemiş olmasını..
Dorian Gray için hayat nefes almak falan değil, onun için hayat gençliği, güzelliği, hazlarından ibaret.
Ressam Basil Hallward’ın tuvaline üflediği aşkla yaptığı bir Dorian portresinde varıyor güzelliğinin farkına ve portresindeki simetrisini kıskanıyor. Simetrinin bozulmasındaki rolü portrenin almasını diliyor. Çünkü onun genç ve güzel kalması gerekiyor. “Yüzü güzel kalsın diye ruhunu şeytana satıyor.”
Roman daha ilk sayfada sarıyor, öyle ağdalı girizgah yok. Meraktan bir arka sayfayı açıp kopya çekmemek için kendinizi zor tutuyorsunuz falan böyle değişik hisler. Öyle derin bir anlatım, öyle bir hapis hayatı. Evet hapistesiniz kitap bitene kadar, net. Adam sadece bir tane roman yazmış ama tam yazmış. Filmi de varmış iyi ki denk gelip izlememişim hiç. Bazı kitapların sayfalarını heyecanla çevirmek paha biçilemez. En mükemmel uyarlanmış film bile asla o tadı veremez. Bu gibi kitaplarda hele ki, okuduktan sonra bile izlemekten imtina edebilirsin büyüsü kaçmasın diye. İşte öyle bir şey..