"İşte bağışlanamayacak günah bu. İstediğim şeyi yapmamış oluşum. Öyle kirli, öyle amaçsız, öyle canavarca görünüyor ki! Delilik gibi çünkü içinde mantık yok, gurur yok, acıdan başka hiçbir şey yok. Hem de ziyan olmuş acı. Katie, neden bize hep, istediğin şeyi yapmak kolaydır ve kötüdür diye öğretiyorlar? Neden kendimizi disipline etmemiz, kendimizi tutmamız gerektiğini söylüyorlar? Oysa istediğimiz şeyi yapmak dünyanın en zor şeyi. Çok büyük cesaret istiyor. Yani gerçekten istediğimiz şeyi yapmak. Benim istediğim seninle evlenmekti. Falan kadınla yatmak istediğim gibi, sarhoş olmak istediğim gibi ya da gazetelerde adımı görmek istediğim gibi değil. Onlara arzu bile denemez. Arzulardan kurtulmak için yapar insanlar onları. Çünkü bir şeyi gerçekten istemek çok büyük sorumluluktur."
Oysa bu, tam acımaydı. Değeri ve umudu olmayan bir insanı görmek, sonun geldiği duygusu, çaresi olmaması. Utanç vardı bu duyguda. Bir insan hakkında böyle bir yargıya vardığı için kendinden utanıyordu. Hiç saygı içermeyen bir duygu hissettiği için.
Acıma bu, diye düşündü, sonra başını şaşkınlıkla kaldırdı. Bu kadar canavarca bir duygunun erdem sayılabilmesi için bu dünyada müthiş bir terslik olması gerektiğini düşünüyordu.
"Sen yeterince kibirli değilsin."
"Yo, hayır, aşırı kibirliyim. Öyle demek istiyorsan. Ben hiç mukayese yapmam. Kendimi başka biriyle ölçer gibi düşünmem. Hiçbir şeyin parçası olarak ölçülmem. Bunu reddederim. Katıksız bir egoistim ben."