“İnsan ruhu — der, Kazancakis — dünyanın en emperyalist gücüdür; fetheder, fetheder ve hiçbir zaman fethettikleri ona yetmez. Bu sözü şöyle anlamak istiyorum ben: Böyledir, çünkü insan zamanın geçiciliğini canında duyar; çünkü yaşarken ölümü bir bilinç hâlinde yaşayan tek varlık insandır.”
“Yalnızlığı ne kadar geniş bir alana yayarsan yay, ne kadar uzak bir zamana ertelersen ertele, acısı ve ağırlığı azalmıyor. Çünkü insan, yüreğini göğüs kafesinde yapayalnız taşıyor.”
“Seni hiçbir dünya telaşına değişmedim ben. Evlerin ve kalabalığın ağırlığını sana üstün tutmadım. Yoksulluğun acısından hafif bilmedim acını. Yenilen herkesin boğuntusuydu kaybolduğum uzaklık, yüzün her bulutlandığında. Nereye gidersem gideyim, seni yürüdüm hep.
Sevincini bir barış, bir bayram sabahı gibi taşıdım içimde. Sesine güvendim, gözlerine en çok yakışan o serin yaz ikindisine. Gökkuşağı altından geçen çocukların şımarıklığıydı, kâküllerini her araladığımda gövdemdeki ürperti.
Ağzımdaki meneviş sendin, insanlara şiirler okurken. Bütün öksüzlerin kederiyle baktım yüzüne, ne zaman geleceğini düşündüysem. Bir haksızlığı haykıran herkese senin soluğunu verdim. Bütün hapishanelerin penceresi yaptım seni.
Sonra tuttum, kenar mahallelerin yalnızlığını gösterdim; bir özür, bir bağışlanma umuduyla. Kirpiklerinin ömrüme açtığı yolda yaptım bütün kavgalarımı. Söze inandım, gövdene ondan çok.
Dönüp dönüp sana geldikçe anladım: özgürlüğün aşk olduğunu. Alışkanlıklara yenilmedim ben; seni bir alışkanlığa dönüştürmek istemedim yalnızca.”