Altı Harfli Bir Tatlı
Şermin Yaşar’dan okuduğum ilk kitap.
Elime aldığım ilk andan bitimine kadar öyle sürükleyici bir serüvendi ki bir an olsun sıkılmadım açıkçası bitsin istemedim
Kitap biraz çocuklarından sevgi beklentisi içindeki Selime Teyzenin kendi gözünden hikayesiyle biraz da Meltemin hiç görmediği aile sevgisiyle geçiyor .
Selime teyze evlatlarıyla güzel bir hayat geçirmeye ne kadar hasretse Meltem de ailesinin olmasına o kadar hasret.
Kitapta en çok hissedilen şey; inanılmış ama karşılık bulamamış bir “aile olma” hâli. Anlatıcı, sevgisini örtüp bir kenara koymuş, varlığından bile emin olamadığı bir aşkla yaşamış ve buna rağmen “sahiden aile olduğumuza inanıyordum” diyebilecek kadar saf ve umutlu kalmış. Bu yönüyle kitap, sevginin var olup olmadığından çok, inanılmasının insanı nasıl ayakta tuttuğunu gösteriyor.
Meltem üzerinden anlatılan sevememe hâli ise kitabın en dürüst bölümlerinden biri. “İnsan almadığını veremiyor” cümlesi, sevginin öğrenilen bir şey olduğunu, bazen zaman gerektiğini ama o zamanın her ilişkiye yetmediğini söylüyor. Çaba göstermeden anlaşılmayı bekleyenlerin aynası gibi duruyor bu satırlar.
Benim için kitabın kalbi olan cümle şu
“Beni, benimle aynı sınavlardan geçmemiş hiç kimsenin asla anlayamayacağına uyandım.”
Şermin Yaşar, anlaşılma beklentisinin en ağır yüklerden biri olduğunu gösteriyor. Çünkü bazı duygular anlatılarak değil, ancak yaşanarak biliniyor.
Okurken insanın boğazına bir düğüm oturuyor, çünkü anlatılan hikâye bir başkasının değil, biraz da bizim hikâyemiz