1935’te Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde verilen derslerden derlenen bu eser, Türk Devrimi’nin ideolojik temelini sarsılmaz bir kesinlikle ortaya koyuyor. Devrim, bir yönetim değişikliği değil, toplumun geri unsurlarını kökünden söküp atan ve yerine ulusal iradeyi yücelten bir dönüşümdür. Peker, Kemalizm’in altı okunu –Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, İnkılâpçılık– milletin kaderini tayin eden ilahi kaideler gibi sunuyor. Osmanlı’nın çürümüş yapısına yönelttiği eleştiriler Türk Devletinin mutlak otoritesini perçinler nitelikte.
Kitap, didaktik ve emredici bir üslupla, devletin toplumu şekillendirme misyonunu emreder. Devletçilik, ekonomik kalkınmanın tek yoludur; birey, ulusun birliğine tabidir. 1930’lar Türkiye’sinin bu eseri, devrimin sürekliliğini sağlamak için kadrolara rehberdir. Akademik açıdan, dönemin otoriter modernleşme iradesini anlamak için vazgeçilmezdir. Kendine “Kemâlist” diyen her bireyin okuması farz olan bir eserdir.
Millet adına çalışma iddiasında olan parlamentarizmin çok partili hayatı zaman zaman öyle bir hal almıştır ki çeşitli partilerin bulunduğu bir parlamentoda fonksiyon sahibi güçlü bir parti bulunmamaktadır. Bu da istikrarlı bir devletin işleyişini imkânsız hâle getirdi. Sonra, bu çeşitli partiler arasında anlaşmalar oldu; ortak yönetimler, biliyorsunuz ortak yönetimler, bütün devletin işini başarabilecek tek bir parti olmayınca birçok partiden oluşan hükümetler kuruldu. Ama hemen hemen hepsi kendi aralarında bile anlaşamazlardı, büyük bir işi başarmak için bakanlar kurulunda bile belli konularda ortak bir karara varma imkânı bulamazlar ve dağılırlardı. Örneğin, bir kanunun her maddesi her bakanın kendi partisinin farklı bir görüşüne tabi oluyordu. Bu nedenle, asıl niyet çarpıtıldı ve yerini başka düşünceler, parti çıkarları ve sınıf çıkarları aldı. Bu karışıklık, ulusların medeni ilerleyişinde hedeflere ulaşmada hızın gerekli olduğu bir dönemde, yönetim ve siyasetin birliği üzerinde zararlı ve hatta kör edici bir etkiye sahipti.