İnsanların konuşmalarını dinliyorum, dinliyorum, sonra bir zaman geliyor, insanların duygularını işitebiliyorum. Hep sürüp gidiyor bu. Dinliyorum, hissediyorum. Kanat çırpıyorlar durmadan. Tavan arasında kalmış bir kuş gibi. Kurtulayım derken bir tozlu pencerenin camında kanadını parçalayacak.
Herkes birbirine aynı şeyi soruyor. Ne olacak sonumuz, diyorlar. Bana kalırsa bizim sonumuz falan yok. Yol hep uzayıp gidecek. Habire bir yere doğru gidip duruyoruz hepimiz. Neden öyle düşünmüyorlar ? Hareket var şu anda. İnsanlar hareket halinde. Göçüyorlar. Nedenini de biliyoruz, nasılını da. Mecbur oldukları için göçüyorlar. Ondan göçer insanlar hep. Ellerinde bulunandan daha iyisini isterler de ondan. O şeye sahip olmanın tek yolu da budur. İstemek, ihtiyaç duymak, sonra da gidip elde etmek. İnsanlar incinince kızar, ancak o zaman dövüşür.
Anormal kelimesini de sevmiyorum, özellikle de bir çoçuğa yakıştırıldığında.
Peki normal ne demek ? Olması gerektiği gibi, insanın olması gerektiği gibi, yani ortalama. Ortalamaya dahil olanları pek sevmiyorum, ortalamanın dışında olanları, üzerinde olanları ve elbette, altında olanları tercih ediyorum, sonuçta herkes gibi değiller. “Diğerleri gibi değil” ifadesini tercih ediyorum. Çünkü diğerlerini her zaman sevmiyorum.