O zamanlar Tanrı' nın dünyası onun için zevkle, hevesle çözmeye çalıştığı bir sırdı. Şimdi ise hayatta her şeyi basit, açık olarak görüyor ve sürdüğü hayatın koşullarına uyuyordu.
"Bahara uzanan bir dalı kırdılar anne, bir mevsim öldü o ağaçta."
Hâlâ idamı tartışıyoruz bu yılda bile. Hiç mi ders almayacağız. Yazık!
( Erdal Eren sonsuzdur.)
Bir buyruk ki içimde:
- Kazsana! Nedir gördüğün?
--İnsanlar ve kuşlar, sular ve taşlar!
- Daha da kaz! Nedir gördüğün?
--Düşünceler ve düşlemler, yalabıklar ve hortlaklar.
- Daha da kaz! Nedir gördüğün?
--Hiçbir şey görmüyorum! Dilsiz gece, yoğun ölüm gibi, ölüm olmalı.
- Daha da kaz!
-- Of! Delip geçemiyorum, karanlık araduvarı.
Sesler işitiyorum ve ağlayışlar, kanat çırpmaları işitiyorum öte kıyıdan.
- Ağlama! Ağlama! Öte kıyıda değil! Sesler, ağlayışlar ve çırpınışlar kendi yüreğinde