Salvatores Dei

Çileci

Nikos Kazancakis
Tahmini Okuma Süresi:
4 sa. 32 dk.
Sayfa Sayısı:
160
Basım Tarihi:
Haziran 2012
Yayınevi:
İstos Yayınları
ISBN:
9786054640027
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Öğreti yok, yolu açacak Kurtarıcı yok. Açılacak yol yok.
8/10
·160 syf.·
2023 11. kitabı
Kazancakis'in Aleksi Zorba karakterini beğenerek ve yer yer imrenerek okuyan her okuyucunun okuması gereken bir Kazancakis kitabı. Onun dünya görüşü ve içsel yolculuğunu aşama aşama onunla takip edeceğiniz yolsuz ama hep yolda olduğunuz bir serüven olacak bu kitabı okumak.
Edebiyat
ÇileciNikos Kazancakis · İstos Yayınları · 201268 okunma
Dört Aşama
Puan vermedi
Nikos Kazancakis’in ya da benim anladığım/anlamak istediğim “dört aşama” yukarıya dayanmış dört basamaklı merdiven metaforuyla anlatılır. Kimim ben, sorusuyla atılan ilk adım yeryüzü basamağında tamamlanmış görünür. Ama basamağın yukarıya doğru dikilişi yeryüzünde yitiş sözkonusudur, böyle bir basamak en fazla kişiye tanrısallık sanısını yaratır, ki öyle de olmuştur. Bu sebeple basamaklar dikey değil yatay olması gerekirdi. Eğer dikeylik şart olacaksa insan düşe düşe ilerleyebilir ancak. Tanrı katına çıkıp zaferini ilan edecekken yerçekimi kanununa yenik düşüp yeryüzüyle buluşmak, yeryüzünde bir tohum olmak bence daha iyidir. BEN: İlk basamakta “Ben” varımdır, “Kimim ben?” sorusudur üzerine basmakta olduğum basamak. Karanlıktayımdır fakat, korkuyla titriyor, kıvranıyorumdur ve yalnızımdır, içimde bir yerde içgüdülerimin kıvılcımları yanmaktadır. Sancılı bir aşamadır bu, hemen herkes bu soruyu sormuştur kendisine, “Kimim ben?” ,“Nereden gelip nereye gidiyorum?” Hışımla çevremizi gözlemleriz, en kolayı ama aynı zamanda en zoru olan en tanıdıklarımız içinde tanımlamaya başlarız kendimizi. Bu Soy’dur. SOY: Soy bir kabile, aile, kan veya ulusal bağlar olabilir. İnsanlık içinde “özel” bir yeri olduğunu varsaydığımız bir soy. Zayıflık anımızdır, tutunacağımız dal en yakın daldır. Damarlarımızda atalarımızın suyunun akmakta olduğu hissi vardır. Konuşan biz değilizdir, atalarımız konuşur ağzımızla. “Binlerce el tutmaktadır ellerimi.” Bedenin duyumsamasıdır bu bir şeyler içinde bir şey olma hissi ama son derece sınırlıdır bu aşama, insanın diğer soylarından ve dahası yeryüzünün duyumsanmasından yoksundur. İnsan çoğu kez “ben kimim” sorusuna bir çalakalem cevapla geçiştirir ve ikinci basamaktaki “Soy”da ellerinden, ayaklarından asılı kalır. Ölüme değin. Tüm hayatı annesinin
Felsefe-Düşünce
ÇileciNikos Kazancakis · İstos Yayınları · 201268 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2022 3. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2022 02:30
"Hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm." Diye başlıyor serüven. Oysaki bir kaç satır sonra yazarın o kadar da özgür olmadığını onu meşgul eden ve beynini kuşatan sorunsallarla dolu bir mecrada açıyoruz gözlerimizi. Nietzsche'nin "Böyle Buyurdu Zerdüşt" kitabıyla benzer bir yapıya sahip olan bu eserde Kazancakis'in Nietzsche'den fazlasıyla etkilendiğini de satır aralarında görmek mümkün. Gerçi biri Tanrıyı öldürdüm diyor diğeri Tanrıyı hep birlikte kurtaralım diyor... Filozofluk çok zor zanaat. İş yükü çok fazla.. Neyse konumuz evrenin sırları. Ki evrene dair mantıklı bir cevap bulma arayışı hiç bitmeyek gibi. 20. Yy'lın en büyük filozofu diye adledilen Kazancakis de yoğun felsefi diliyle ve yarım bir nihilist bakış açısıyla mantığın ötesinde bir şeyler bulmaya çalışmakta. Bunu yaparken Tanrı'yı reddetmiyor fakat yaşamdaki anlamsızlığı sorguluyor. Ona göre yaşamın amacı ölüm müdür sadece? Bunca ölenler, doğanlar, çürüyen bitkiler, kırılan dallar, hayvanlar gerçekte neye ve kime hizmet ediyor? Yaşamlar kısır bir provayının ötesine neden geçemiyor? Tüm duyu ve duygularımız bizi kuşatan zorbalar mıdır? "Evet, Yeryüzünün amacı yaşam değildir. İnsan değildir. Bunlar olmadan yaşandı, yaşayacak da bunlar olmadan. Bunlar gündelik kıvılcımlarıdır zorba döngülerin."(s79) "Bir gerekçe bulmayı istiyorum yaşamak için, Yakışıksızlığın, haksızlığın ve de ölümün bu görüntüsüne katlanmamı haklı çıkaracak." (S 77) Çok beyendiğim bu kitabı eminim ki Felsefe sevenler de beğenecektir. İyi okumalar dilerim.
ÇileciNikos Kazancakis · İstos Yayınları · 201268 okunma
Puan vermedi·160 syf.·
2020 66. kitabı
Okudum ama bitti mi bilemedim. Anlaması yorumlaması çok ama çok zor yav. Bitmez tükenmez düşünce seli ile sizi başbaşa bırakıyor. Böle cümleyi tekrar tekrar okuyup hök diye kalıyonuz. O kadar derin ki o kadar derin ki beyniniz bir an duraksıyor düşünmeye çalışıyor sonra tekrar duraksıyor yeni düşünce semalarına yelken açıyor yine duraksıyor ve bu döngü hiç bitmiyor. Kazancakis’in “Kimse anlamayacak ki Çileci ne bir sanat yapıtı ne de bir felsefedir.” sözünü aklımdan hiç çıkarmadan Çileci’yi anlamaya ve dahası anladığım kadarıyla anlatmaya çalımışam. hadi ben kaçtım bye
ÇileciNikos Kazancakis · İstos Yayınları · 201268 okunma

Yazar Hakkında

Nikos KazancakisYazar · 15 kitap
Nikos Kazancakis (Yunanca: Νίκος Καζαντζάκης) (d. 18 Şubat 1883, Kandiye, Osmanlı İmparatorluğu - ö. 26 Ekim 1957, Freiburg, Almanya), Yunan yazar, şair, siyasetçi ve filozof. 20. yüzyılın en önemli Yunan felsefecisi olduğu ve eserleri yabancı dillere en çok çevrilmiş olan Yunan yazarlardan olduğu düşünülmektedir. Fakat şu anki şöhretine, 1964 yılında gösterime girmiş olan Michael Cacoyannis'in yönetmiş olduğu Zorba adlı sinema filmiyle kavuşmuştur. Bu film, aynı ismi taşıyan kendi kitabından uyarlanmıştır. 20. yüzyılın en önemli Yunan felsefecisi olduğu ve eserleri yabancı dillere en çok çevrilmiş olan Yunan yazarlardan olduğu düşünülmektedir. Fakat şu anki şöhretine, 1964 yılında gösterime girmiş olan Michael Cacoyannis'in yönetmiş olduğu Zorba the Greek adlı sinema filmiyle kavuşmuştur. Bu film, aynı ismi taşıyan kendi kitabından uyarlanmıştır. Girit'te, ada hala Osmanlı yönetimindeyken, Kandiye ilinde dünyaya geldi. Bu tarihlerde, Girit adasında Osmanlı İmparatorluğu'ndan bağımsızlık kazanma amacıyla ayaklanmalar yaşanıyordu. Kendisinin evvelki eğitim dönemi hakkında fazla bir bilgi olmamasına rağmen, 1902'de Atina Üniversitesi'nde hukuk okumaya başladığı bilinmektedir. Hukuk öğreniminden mezun olduktan sonra, 1907'de ise felsefe üstüne çalışmak için Paris'e gitti. Burada Henri Bergson'la çalışma imkânı buldu. 1911 yılında Galatea Alexiou ile evlendi. Balkan Savaşları patladıktan sonra ise orduya katıldı. Savaş bittikten sonra ülkesine geri döndü ve felsefe hakkındaki çalışmaları Yunancaya çevirme çalışmalarına başladı. 1914 yılında, sonraki 2 yıl boyunca beraberce Yunan Hristiyan kültürünün ortaya çıkıp geliştiği yerleri gezeceği Angelos Sikelianos ile tanıştı. Bu gezilerinde Sikelianos'un milliyetçiliğinden oldukça etkilenmiş olduğu belirtilmektedir. 1922'den ölümüne kadar birçok ülkeyi dolaşarak, gezi yazıları formatında eserler verdi. Gezdiği şehirler/ülkeler ve bu şehirler/ülkelerde bulunduğu tarihler şöyledir: Paris ve Berlin (1922 - 1924), İtalya ve Rusya (1925), İspanya (1932), ve sonrasında Kıbrıs Adası, Aegina ""(Egina)"", Mısır, Sina Dağı, Çekoslovakya, Nice, Çin ve Japonya. Ayrıca Fransa'nın Nice şehrinde bulunduğu vakitlerde, Antibes yakınlarında bir villa satın almıştır. 1926 yılında ilk eşinden boşandı ve 1945'te, vefatına kadar birlikte olacağı Eleni Samiou ile evlendi. Berlin'de bulunduğu sıralarda, komünizm ile tanıştı ve sağlam bir Lenin hayranı oldu. Hiçbir zaman tamamıyla komunizme bağımlı bir yoldaş olmasa da, Sovyetler Birliği'ni ziyaret ettiği vakitlerde, Sol Muhalefet yanlısı politikacı ve yazar olan Victor Serge'nin yanında kaldı. Sovyetler'de bulunduğu sıralarda, Josef Stalin'in önemli bir politik şahsiyet olarak yükselişine tanıklık etti ve Sovyet tipi komünizmden soğumaya başladı. Bundan sonra, öncesinde sahip olduğu ve milliyetçiliği ağır basan fikirleri değişmeye ve yerini daha evrensel ideolojilere bırakmaya başladı. 1945'te, Yunanistan'da komünist olmayan küçük bir sol partinin başkanı oldu ve Yunan hükümetinde bakan olarak görev aldı. 1 sene sonra ise bu görevinden istifa etti. 1946'da, Yunan Yazarlar Topluluğu tarafından Angelos Sikelianos ile birlikte Nobel Edebiyat Ödülü için kurula tavsiye edildi. 1957 yılında, bu ödülü 1 oy farkı ile Albert Camus'ya kaptırdı. Camus ödülü aldıktan sonra, Kazancakis'in bu ödülü kendisinden yüzlerce kez daha fazla hakettiğini söylemiştir. 1956 yılında Viyana'da Uluslararası Barış Ödülü'nü aldı. 1957'nin sonlarına doğru, lösemi hastalığına yakalanmış olmasına rağmen Çin ve Japonya'ya son bir gezi turuna çıktı. Dönüş yolunda ise iyice hastalanan Kazancakis, Almanya'nın Freiburg kentinde vefat etti. Ortodoks kilisesi mezarlıkta defnedilmesine izin vermediğinden, Kandiye'yi çevreleyen Venedik surlarının kale burçlarından birinin altına gömüldü. Girit'te bulunan havaalanlarından birine ismi verilmiştir.