Baran Sarkisyan

Baran Sarkisyan
@baransarkisyan
“Sadece iliklerimi sarsanın açıklığına inanıyorum, aklıma konuşanın değil...” Ben, Antonin Artaud
Asıl mesele oyunun içeriği değil, bedensel olarak acı ve keyif deneyimine duyarsızlaşma etkisi yaratan uyarının kendisidir. Kuşkusuz, kimse sadece video oyunları oynadığı ya da kendini dijital uyarıma kaptırdığı için bir toplu katliamcıya dönüşmez. Toplu katliamcı insan zihninin bu genel mutasyonunda genel bir eğilimin sadece istisnai bir tezahürüdür. Önce televizyon ve daha yakın zamanda ise dijital devrim, insan zihninde müthiş dönüşümlere öncülük etti. İnsanların, annelerinden değil de makinelerden daha çok kelime öğrenmesi inkâr edilemeyecek denli yeni bir tür duyumsamanın gelişmesine yol açıyor. Çağımızın yeni kitle psikopatolojisi biçimleri, bilhassa yeni bir dil öğrenme sürecinde bu yeni ortamın etkileri dikkate alınmadan incelenemez. Bu noktada iki temel gelişme üzerinde düşünmek gerekiyor: İlki, dil öğrenmenin bedensel duygulanımsal deneyimden ayrılması, İkincisi de ötekiyle, yani diğer insanla yaşanan deneyimin sanallaşması. Dönüşümün bilhassa bu ilk boyutu ilginçtir. Çalışmalarını ağırlıklı olarak feminist felsefi bakış açısının geliştirilmesine adayan İtalyan yazar Luisa Muraro’ya göre, dile erişim temelde öğrenen kişinin bedeniyle annenin bedeni arasındaki duygusal ilişkiye dayanır. Dilin çifte eklemlenmesinde, dilsel gösterge sayesinde gösteren ile gösterilen arasındaki ilişkide ortaya çıkan derin, duygusal kavrama edimi, tam da annenin duygusal bedenine duyulan güvenden kaynaklanır. Bu süreç, makine ile insan beyni arasındaki mübadelenin sonucuna indirgendiğinde, dil öğrenme süreci de bedensel temasın duygusal etkisinden kopar ve gösteren ile gösterilen arasındaki ilişki sadece işlevsel hale gelir. Bu durumda artık ne kelimeler anlamı duyguyla ilişkilendirerek kavranır, ne anlam bedenin derinliklerine kök salar, ne de iletişim işletim komutlarının
Duygu ve Düşünce
Reklam
Sınıf mücadelesinin bitişi ve neoliberalizmin ilanınından sonra, toplumsal kategori olarak geriye sadece kazananlar ve kaybedenler kaldı. Artık kapitalistler ile işçiler, sömürenler ile sömürülenler yok. Ya güçlü ve akıllı olursunuz ya da sefalet içinde yaşamayı hak edersiniz. Kapitalist mutlakıyetçiliğin kuruluşu, doğal seçilim felsefesinin (çoğunlukla bilinçsizce) kitlesel onayına dayanır. Toplu katliamcı, toplumsal oyunda en uygun ve en güçlü olanın kazanma hakkına sahip olduğuna inanan kişidir, ama öte yandan en uygun ya da en güçlü kişi olmadığını da bilir ya da hisseder. Bu yüzden intikam ve kendini ispatlamanın tek olası eylemini seçer: öldürmek ve öldürülmek.
Duygu ve Düşünce
Eski Yunan'da, Delfi tapınağının üzerindeki "kendini bil" ibaresinin imlediği bilgi, bu keşfin ve bu zanaatin bilgisiydi. "Kendini bilmek", bir "tefekkür"den ziyade, bir eylem ve bir "teknik"ti. İnsanın kendini bilmesi, tanıması hayat boyu süren "sonsuz" bir yolculuktu, varılacak bir yer -benliğin "özü"- yoktu, önemli olan yolculuğun kendisiydi. Hedef, yolculuğun güzel olmasıydı, bu hedefi gerçekleştirmek için de "techne"ye; pusulaya, yelkene ve benzeri araç gerece, bunları kullanacak beceriye ve "doğa"ya ilişkin bilgiye gerek vardı. Bu "tekniğe" sahip olursa, kişi kendi benliğinin kaptanı olabilir, karaya oturmadan, kayalıklara toslamadan, anafora kapılmadan, alabora olmadan yaşayabilir, yolculuğun tadını çıkarabilirdi. Kişinin benliğinin kaptanı olabilmesi için öncelikle kendine dikkat etmesi gerekiyordu. Bugün, gündelik dilde "veda jesti" olarak kullanılan "kendine dikkat et" sözü, eski Yunan'da felsefi bir ilkeydi, dahası, yaşam felsefesinin temeliydi. Kendine dikkat etmek, özen, ilgi, ihtimam göstermek, "kendini bilmek" ilkesine işlerlik kazandıran ana düsturdu. Yaşamak bir zanaat, "kendine özen gösterme" zanaatıydı, bu zanaatin ustaları da -Sokrates, ünlü savunmasında "kendine özen gösterme ustası" olduğunu söylemişti-bu zanaatin tekniklerini bilen ve uygulayanlardı. Peki sonra ne oldu? Sonra, tarihsel süreç içinde, önce tek tanrılı dinler ve kurumları, ardından modern devlet ve kurumları eliyle bu benlik teknikleri ya da teknolojileri, benliği denetleyen, gözetim altında tutan ve ulvi -dini veya laik amaçlar adına biçimlendiren mekanizmalar, dışsal iktidar araçları haline geldi. Zamanla, yaşama zanaatinin iki temel ilkesi, "kendine dikkat etmek"le "kendini bilmek" birbirlerinden koptular; "kendini bilmek", "haddini bilmek"e dönüştü, "kendine dikkat etmek"
Ağaca bakar - görmez ağacı - kendini görür Yola bakar - görmez yolu - kendini görür Yukarı bakar - yıldızlar var gökyüzünde - Görmez - kendini görür Ve aynaya bakar - görmez kendini - -Selâm verir
Şiir
Kitap alıntılarının, yorumlarının, analizlerinin paylaşılıp bir yerde toplanması, buluşması için kurulan bu sanal ağ zamanla daha fazla kar, diğer sanal platformlarla rekabet gereği ergen zırvalarının, ilgi manyaklığının, görsellerin de paylaşılabileceği bir alan açıldı ve bu virüs gibi yayıldı. Kitaplarla illgili paylaşımları görmek için açtığımız bu platformda kitaplardan çok bu zırvalarla karşılaşıyoruz. Halbuki kitapların temel işlevlerinden biri de kapı gıcırtısına, polis sirenine benzer bu zırvaların sesini bastırmak yahut en azından duymamak, görmemek içindi.
1000Kitap
Reklam