Sosyal medyayla birlikte kitap okumak popülerleşmedi, kitaplardan alıntı yapmak ve bu alıntılarla bir imaj edinmek popülerleşti. Çok da basittir. Ruh haline veya gündeme göre daha önce sosyal medyada alıntılarını okumuş olduğun bir yazar seçiyorsun. Google’a, mesela -bunalımdaysan, “Kafka güzel sözler” ya da biraz atarlı isen “Can Yücel güzel sözler” yazıyorsun, karşına çıkan o yazara ait olan/olmayan bir çok alıntıdan “lafı gediğine oturtan” en uygununu seçiyor, kopyalıyor ve zaman tüneline yapıştırıp paylaşıyorsun. (Eğer yazarlar derdine derman olamıyorsa Google’a “güncel komik karikatürler” de yazabilirsin.) Tabii alıntıladığın o cümleleri hangi bağlamda, niçin, ne zaman söylemiş, belirsiz, zira imaj için bunun da bir önemi yok. Altında da koskoca yazarların isimleri yazıyor, sorgulamak kimin haddine(!) Eğer bir de alkış alıyorsan artık onu kimse tutamaz, maya tutmuştur, başka bir ifadeyle imaj olumlanmıştır. Basit bir temsil girişimi.. Ancak temsillerle varoluşunu sağlayan siniklik. Böylelikle kitap okuma “zahmetinden” de kurtuluyorsun. Bir kitabı niçin, nasıl okuduğumuz, o kitaptan neler elde ettiğimiz, hangi fikirleri, duyguları birbiriyle çatıştırdığımız, o çatışmadaki kıvılcımlardan nasıl ateşler elde ettiğimiz, o ateşi nasıl kullandığımız, hangi suyla hangi ateşle hangi demirlerle karşılaşmalara götürdüğümüz “entel dantel işler” olarak kodlanan gereksiz bir mesele oluyor. “Alan razı satan razı” ise pek söze gerek yok, fakat beni ayartan etkin ve tepkisel varoluşlar teması olduğundan, bu temsile dayalı, zahmetsiz, yüzeysel eyleyişler etkin bir varoluşa gerekli yakıtı sağlamıyorlar, zira alıntılar dışındaki paylaşımlar gözlemlendiğinde hayran gönüllükle ya ağlak ya da taşkın tepkisellikler içeriyor, şunu yüceltelim, şunu aşağılayalım gibi.