Byung-Chul Han “Palyatif Toplum” adlı kitabıyla birlikte “yitirmekte olduğumuz bir algı organı” diye ifade ettiği acıya bir saygı duruşunda bulunarak acıyla birlikte hem bireysel hem toplumsal olarak duyarlılığımızı, derinleşmemizi, devrimciliğimizi, sabrımızı, empatimizi, sanatımızı, yaratıcılığımızı, dönüşümümüzü, insanlığımızı da yitirmekte olduğumuzu ilan eder.
Acı, günümüzde kaçınılması gereken, virüsmüşçesine aramıza mesafe koymamız gereken, ağrı kesicilerle derhal yatıştırılması gereken bir algı organına dönüşmüştür.
Acı duyan insana hasta muamelesi yapılır. Derhal tedavi edilmesi gerektiği söylenir.
Acımızı bile ifade etme araçlarından yoksunuzdur. Bu nedenle artık iyi romanlar, şiirler, türküler yazılamaz, söylenemez olmuştur. Her şeyi piyasanın belirlediği bu çağda acı duymayan insan neyi romanlaştıracak, neyin şiirini yazacaktır, neyin türküsünü söyleyecektir. Bu nedenle arkadaşlar arasında sohbetler dahi yavanlaşmıştır. Gündelik küçük hazlara, hesaplara feda edilen hayat salt “hayatta kalma çabasına” indirgenmiştir.
Hemen her gün savaşta aşağılanan, işkence edilen, öldürülen, açlıktan bir deri bir kemik kalmış insanları izleriz. Görünürlülüğün böylesine arttığı bir toplumda elbette acı olayların da görünürlüğü artmaktadır, bu görünürlülük öyle yoğun biçimde her tarafta karşımıza çıkar ki ya bu olaylara gözümüzü kapamamız gerekir yahut bu olayları kodlayıp kimliklendirerek yani nesneleştirerek üzerimizdeki etkisini en aza indirgememiz gerekir.
Paradokstur, palyatif toplumda acı duymak hem lanetlenir hem de acı olaylar lanetlenmeye paralel olarak çığ gibi büyümektedir. Çığ gibi büyüyen acılar karşısında insan çaresizleştirilir ve insandan yapay zekaya sahip ruhsuz bir beden inşa edilir.
Acıyı duyumsamayan, acının iyileştirici, dönüştürücü gücünün