“Wilhelm, aşksiz bir hayatin anlami var mi? Aşksiz hayat, işiksiz bir fener gibidir.Ancak feneri yakar yakmaz, duvarin üzerinde çeşitli şekiller oluşmaya başlar.Bunlar geçici birer hayal olmasina rağmen, o gölgelerin karşisinda çocuklar gibi oyalanir, mutlu oluruz.”
“Bence bu uzakliklarin anlami neyse,gelecek adini verdiğimiz henüz yaşanmamiş zaman da odur.Gizem yüklü engin bir ufuk ruhumuzun karşisinda uzanir.Gözümüz bu ufka dalip gittiğinde, ruhumuz da o ufkun enginliğine doğru süzülür.Yüce,aydinlik bir duyguyla baş başa kalmak için tüm benliğimizi sunmaya hazir haldeyizdir.. Koşariz, uçariz! Fakat heyhat! Uzaklar yakinlaşinca ve özleğimiz yere ulaşinca görürüz ki, hiçbir şey değişmemiştir.Kendimizi yine o yoksulluğumuzun dar çerçevesi içinde buluruz.Bu böyle sürüp gider ve ruhumuz hep elinden kaçan mutluluğun ardindan iç geçirip durur.”
“Düşünüyorum:İnsanlarin gücü ve yaraticiliği avuç içi kadar bir çerçeveye sikişmiş; ellerinden fazla bir şey gelmiyor.Dikkat ediniz, bizim tüm gücümüz le savaşimiz sadece geçinmemize ve barinmamiza yariyor.Yani mahrumiyetlerde geçen şu uğursuz hayati uzatmaktan başka bir şey değil yaşamak.İçinizin rahat olduğu hissettiğimiz zamanlarda bile,bu rahatlik,başimiza geleceklere karşi Tanri’ya siğinmamizdan kaynaklaniyor.Zindanlarin duvarlarina hoş resimler,iç ferahlatici manzaralar çizen tutuklulara benziyoruz .”