Hani halının üzerine bir koltuk koyarsın, yıllar sonra o koltuğu kaldırdığında bir daha düzelmeyecek olan bir çukur kalır ya halıda. Ben o koltuktum onun hayatında...
Aklını dolduran tek şey; nasibinin seni bir gün mutlaka bulduğuydu. Her şey insana yazılıyor diye düşündü; ama bazen ulaşmıyor. Bilmediğimiz nedenlerle dolaşıp duruyor hayatın içinde. Bazen yanından geçiyor insan yazgısının, bazen elinden tutuyor ama bunun kaderi olduğunu anlamıyor. Tam yakalayacak gibi oluyor ama uçup gidiyor. Sonra bir gün, hiç hesapta yokken, hiç beklemezken, başka âlemlerdeki seyrini tamamlıyor senin olan şey, çıkıp geliyor ve seni buluyor.
Bir gün bana telefon edersen nasıl açacağımın, nasıl “Alo” diyeceğimin hayalini bin kere kurdum. Seni yolda görürsem ne yapacağımın, kapıyı çalarsan dürbünden sana kaç dakika bakacağımın, markette karşılaşırsak alışveriş arabasını nasıl kenara çekeceğimin, şans eseri aynı hastanenin aciline kaldırılırsak kalp atışlarımın ritminin, yağmurlu bir günde aynı taksiye binersek eğer takside çalan müziğin, seni bir başkasıyla görürsem nasıl yutkunacağımın, karlı bir günde elimde bir kilo portakalla yürürken seni gördüğümde yere düşürdüğüm portakalların karların üzerine düşüş hızının, bir kitapçıda rafların arasında senin kokunu duyuvermenin hayalini hep kurdum Muazzez. Her şey hazır, bir sen eksiksin. Bitmeseydi, tek meşguliyetim sen yanımda otururken yüzüne bakmak olurdu. Bitti de aklım yolunu buldu.