Masumiyet Müzesi ve Kırmızı Saçlı Kadın'dan sonra okuduğum üçüncü Orhan Pamuk kitabıydı. Diğer kitaplarında olduğu gibi yine okurken Sabahattin Ali kitaplarında hissettiğim yalınlık, duruluk ve akıcılığı hissettim.
Anadolu'nun bir köyünden genç yaşta İstanbul'a gelip yoğurtçuluk, bozacılık ve pilavcılık yaparak geçimini sağlamaya çalışan Mevlüt hikayenin ana karakteridir. Orhan Pamuk, Mevlüt karakterinin zihninden geçenleri, okuduğum diğer eserlerinde olduğu gibi okuyucuyu kendine çeken bir tatlılıkla ve kendimizde en az bir parçasını bulabileceğimiz şekilde yazıya dökmüş.
Diğer karakter ise içinde yaşadığımız toplumun temel özelliklerini barındırıyor. Uyanık, baskıcı, ezen, ezilen, birbirine kırdıran, kıskanç, hırslı, kibirli, sessiz, ete süte karışmayan karakterlerle bu coğrafyanın toplumu çok iyi analiz edilerek romana uyarlanmış.
Ülkenin kalbi İstanbul'un son 50 yılda nasıl değiştiğini tarihsel olarak harika bir şekilde yansıtmış yazar. Politik, ekonomik ve kültürel olarak yaşanan değişimlerin yaşayanları üzerinde etkilerini romanı yaratan alt etkenleri olarak sunmuş. Geçmiş merakı ile yaşanan değişimleri bu eser ile görmek okuyucuların bakış açılarını daha da genişleteceğini ve topluma pompalanan ön yargıları kıracağını düşünüyorum.
Son olarak eserin kurgu, analiz ve edebi açıdan çok başarılı bir başyapıt olduğunu söyleyebilirim. Orhan Pamuk'un toplumumuzu bu denli ayrıntılı ve başarılı bir şekilde yansıtmasını hem hayret hem de ilham verici buluyorum.