Kırık hayallerin temeli üzerine yükselen bir hayat, aslında hiç tamamlanmaz; çünkü insan, kaybettiklerinin gölgesinde yaşarken, varlığının daima eksik bir yanını taşır.
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, bir hastalık hikâyesinden çok daha fazlası…
Bir gencin bedeniyle verdiği savaş, aslında ruhunun da sınavı. Hastane odaları sadece duvarlardan ibaret değil; içine kapanan, yaralarını gizleyen kalbin aynaları.
Okurken hissettiğim şey; çaresizlikle umudun aynı bedende kavga etmesi. İnsan bazen kendi acısıyla büyüyor, acıyı kabullenince olgunlaşıyor.
Aşk var kitapta, ama o da hasta bir bedenin gölgesinde kırılgan. Sevmenin de sevilmenin de “yarım kalmışlık” hissi hep satır aralarında.
En çok şunu düşündüm: Sağlık, aslında en büyük özgürlük. Ve kalbin en derin köşesinde taşıdığımız yaralar, bazen hiçbir ameliyatla geçmiyor.