Geleneksel yaklaşımlar, semptomu problem olarak görürken, günümüz travma teorisi bakış açısında radikal bir değişim yapıyor: Semptom travmatik bir yaşantıyla baş etmek için gerekli koruyucu bir mekanizma olarak görülüyor. Tam da bu nedenle terapi aracılığıyla semptomları kolayca ortadan kaldıramı- yoruz. Bunların güncel işlevlerini anlamak zorundayız: Semptom, kişinin yeniden travmatize olmasını önlemek için duygularının felce uğratıldığı olgusunun bir ifadesi. Yani ancak gerçek" nedenleri anlaşıldığında ve terapöıik olarak çalışıldığında semptom daha sağlıklı bir ruhsal yapıya dönüşebilir.
Ruhsal dengeyi, duyguların kimyasal uyuşturulması aracılığıyla sağlamak en iyi yol olamaz. Eğer kaygı ve zihin karışıklığının ortadan kaldırılması duyguların ortadan kalkması anlamına geliyorsa, hayatın tadı da yok olacaktır.
İnsanda ortaya çıkan bedensel ve zihinsel birçok hastalığın kökeninde yatan şey, duygu ile düşüncelerin birbiriyle uyumlu olmamasıdır. Bazen duygularımız düşüncelerimize bazen de dü şüncelerimiz duygularımıza güvenmiyor ki bu kargaşa, birçok hastalık için başlangıç dinamiği teşkil ediyor.