Bir kitaba âşık olma deneyimini bu kitapla yaşadım. Hani dünyanın çeşitli yerlerinde yunusla, kediyle, köpekle, keçiyle, yastığıyla, trenle, kendisiyle, Berlin Duvarı’yla, Eyfel Kulesi’yle evlenen insanlar var ya, korkmayın kitapla evlenecek değilim ama onları artık anlıyorum sanırım. İnsan dışında herhangi bir şeyin ne kadar sevilebileceğini anlamam için bu kitap bana harika bir deneyim/fırsat sundu.
Kimin tavsiyesiyle aldığımı hatırlamıyorum ama üstünde hâlâ dumanı tüten kitabı çıkar çıkmaz almışım. Muhtemelen bu işte de Cem’in parmağı vardır. Bir süre çantamda, masamda süründükten sonra pazar günü elime aldım ve hemen bitmesin diye ertesi güne bıraktım. Yoksa kelimenin tam anlamıyla bir solukta okunan o şahane kitaplardandı. Yalnız o bir soluk ara ara kesiliyor, ara ara deli gibi atıyor, ara ara hüzünleniyor, ortak düşünceden sebep çokça hayrete düşüyor.
Genç bir yazar olan Isıyel, aynı zamanda psikiyatrist. Deneme yazılarından oluşan “Parçalı”, beni de parçaladı geçti gerçekten de. Ama dağılmadan toparlanma şansımız yoktu değil mi?
Daha ilk yazıdan bana hayaller kurdurdu, kararlar aldırdı, bazen umut verdi, bazen yasımı layığıyla yaşamam gerektiğine dair direktif…
Zaten pamuk ipliğiyle bana bağlı olan yazarlık hayallerimi de suya düşürdüğünü belirtmeden geçemeyeceğim. Yazma ihtimalim olan konu başlıklarının en az yarısını yazmış Isıyel çünkü. Zamanında yazamıyorum belki ama zamanında okuyorum ya o bana yeter.
Bıraksanız kitaptaki tüm satırların altını çizebilirdim, o derece bayıldım her yazıya, her cümleye…
Başlarken
- Kendi kışına tahammül edemeyen adanın kışına nasıl tahammül etsin. Dünyayı kendimizde görmez miyiz, kendimizi de dünyada…
- Benim içinse adeta bir ana rahmi, kordonu feribot olan…
(Yazar, giriş yazısında adaya yerleştiğinden bahsediyor. Ben de