İşçi başı üretim ile marjinal üretkenlik arasındaki ayrımı daha net anlayabilmek için sıkça verilen bir örneğe bakalım: "Gelecekte bir fabrikada iki çalışan olacak: bir adam ve bir köpek. Adamın işi köpeği beslemek olacak; köpeğin görevi de adamın makinelere dokunmasını engellemek." Bu hayali fabrikada otomatik çalışan makineler çok yüksek bir üretim yapabilir. Ortalama üretim de -yani toplam üretim bölü çalışan insan (bir kişi) adedi- çok yüksek olur. Gelgelelim, marjinal üretkenlik sıfır olur. Çünkü adamın tek görevi köpeği beslemektir. Dolayısıyla adamı ve köpeği işten atsak üretimde hiç bir azalma olmaz. Bu fabrikaya daha da gelişmiş makineler koysak, üretim daha da artar; haliyle işçi başı üretim de artar. Fakat fabrika nın böyle bir durumda daha çok işçi ve daha çok köpek işe almasını veya çalıştırdığı tek işçinin maaşına zam yapmasını beklemeyiz. Bu örnek epey fantastik olsa da gerçekte yaşanan bir durumu anlatması açısından önemlidir
Birçok erken dönem tarım toplumunda, köylüler toprağa kanunen bağlıydı: Toprağı terk edemezlerdi ve başka yerde çalışmaları yasaktı. 18. yüzyıl İngiltere' sinde bile işçilerin başka iş aramaları yasaktı. Daha iyi bir işe girmeye çalışırlarsa çoğu zaman hapse atılırlardı. Tek alternatifiniz hapis olduğunda, işverenlerden eli açık davranarak yüksek maaş teklifleri yapmalarını beklememek gerekir. Tarih bu konuda sayısız örnekle doludur. Ortaçağ Avrupası'nda gerek değirmenler gerek nöbetleşe ekim yöntemleri gerekse atların daha çok kullanılmaya başlanmasıyla tarım hasılatı artmıştı. Ancak köylülerin yaşam standartlarında neredeyse hiçbir iyileşme olmadı. Ekstra mahsulün büyük bölümü küçük bir azınlığa yaradı. Büyük bir kısmı ise o dönemde yaşanan inşaat patlaması sırasında Avrupa'nın dört bir köşesine dikilen heybetli katedrallerin inşasına akıtıldı. Benzer şekilde, 1700'lerde Britanya' da fabrikaların ve sanayi makinelerinin yayılmaya başladığı dönemde, bu gelişmeler ilk zamanlarda maaşlara yansımadı. Hatta işçilerin yaşam standartlarını ve koşullarını geriye götürdüğü nice örnek vardır.
Ne var ki otomasyonun yol açtığı üretkenlik artışı düşük oldu ğunda, yarattığı yeni işler de az olur. Örneğin marketlere konulan kasiyersiz kasalar ile daha az kasiyere ihtiyaç oldu çünkü bu sistemle ürünleri tarama işi işçilerden müşterilere devrolundu. Fakat bu değişiklik, yeni istihdam oluşumunu tetikleyecek bir üretkenlik artışına yol açmadı. Ürünlerde büyük bir ucuzlama olmadı; market ürünlerinin üretiminde bir artış olmadı ve alışveriş yapanların hayat tarzlarında da bir değişiklik yaratmadı.
Yeni teknolojilerin amacı Jeremy Bentham'ın panoptikonunda olduğu gibi çalışanları gözetlemek olduğunda, durum çalışanlar için daha da can sıkıcı bir hal alır. İşçilerin daha iyi gözetlenmesi, üretkenlikte belki bazı küçük artışlar sağlayabilir, ama asıl işlevi, işçileri daha fazla efor harcamaya zorlamak, hatta bazen maaşlarını düşürmektir.
Yeni makineler, işçileri birer dişliye dönüştürmüştü. 1835 Nisan'ında bir başka dokumacı, bir meclis komitesine verdiği ifadede bunu şöyle dile getirmişti:
Eğer insan emeğinin yerini alsın diye yeni makineler icat edeceklerse, makineleri çalıştırmak için de demir çocuklar bulsunlar o zaman.