Mustafa Kemal ise kendisine karşı gösterilen olumsuz tavrın sürdüğünü düşünerek istifasında diretti ve yerini Fevzi Paşaya bırakarak 10 Aralık günü cepheden ayrıldı.
İstanbul’a doğru yola çıkan vapurun güvertesinde dolanırken olan biteni düşünüyordu. Cephede aylarca savaşmış, kritik anlarda sorumluluk alıp başarılı olmuş, bir kolordu yönetmiş ve gidişatı değiştirmişti. Bu sayede İstanbul kurtulmuş, Ruslara yardım yapılamamış ve kibirli İngilizler aşağılayıcı bir yenilgi almıştı. Acaba başkent bu durumun farkında mıydı? Nasıl karşılanacaktı?
Bu düşüncelerle 12 Aralık günü İstanbul’a vardığında tahmininden çok başka bir vaziyetle karşılaştı. Rıhtım bomboştu. Zira Enver Paşa, “Başarı askerindir, şahısları sivriltmeye lüzum yok!” diye emrederek kahramanların isminin ön plana çıkarılmasına müsaade etmemişti. Öyle ki Mustafa Kemal’in Harp Mecmuasının kapağına konan resmi bir emirle kaldırtılmıştı. Cephede olan bitenleri öğrenen Tasvir-i Efkâr gazetesi, 29 Ekim 1915’de Mustafa Kemal’in fotoğrafını kapağına taşıdığı ve onu “Çanakkale Deniz Savaşlarında olağanüstü yararlılık gösteren, olağanüstü şeref ve şanlı muharebe yapan, Boğazları, halifelik makamı olan İstanbul’u kurtaran komutanlarımızdan güçlü, hamiyetli, saygın Albay Mustafa Kemal Beyefendi” olarak tanıttığı için bu kapağı engelleyemeyen sansür subayı üç günlüğüne hapsedilmişti. Gazetenin sahibi Yunus Nadi Bey milletvekili olması nedeniyle ceza almaktan kurtulmuş fakat gazete bir bahane bulunarak on gün yayından menedilmişti.