Pergen Han

Yiyecek arayan atalarımız devletlerde yaşamadıkları ve savaşa girmedikleri için, soykırım eyleminin insanlar açısından doğal olmadığı açıktır. Bununla birlikte, devletler geliştikçe ve genişledikçe ve savaşlar yoğunlaştıkça, insan kayıplarının sayısı önemli ölçüde artmaktadır. İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar, savaşın kayıpları katlana­rak artma eğilimindeydi. Nitekim Bu sayı 10 ve 11. yüzyıl­ larda 60.000'den azken, 20. yüzyılda 135 milyona çıkmıştı (Eckhardt 1992; Leitenberg 2006). Dahası, bu çatışmalarda öldürülen sivillerin sayısı da önemli ölçüde artmıştır. Sivil kayıplar Birinci Dünya Savaşı'nda %40'a yaklaşırken, İkinci Dünya Savaşı'nda %65'e ulaşmış, Irak Savaşı'nda ise % 77'ye yükselmiştir (Sadowski 1998; Boot 2006; IBC 2016).
Sayfa 350·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Dünyanın en büyük iki işvereninin askeri örgütler olması epey çarpıcıdır ve bunlar ABD Savunma Bakanlığı ( 3, 1 milyon çalışan) ile Çin Halk Kurtuluş Ordusu'dur (2,3 milyon çalışan).
Sayfa 217·Kitabı okudu
Yalnızca doğrudan kayıplara odak­lanıldığında dünyanın belirli bölgelerindeki yıkımın boyutu tam olarak kavranamaz. Kissane'nin (2016) gösterdiği üzere, artık gerçek çatışmalar sırasında olduğundan daha fazla sayıda insan iç savaşların ardından ölmektedir ve acı çekmektedir. Buna bulaşıcı hastalıklar, gıda, barınma ve sağlık hizmetlerine yetersiz erişim; psikolojik bozukluklar, intiharlar dahildir. Sözgelimi 1990'larda ABD'nin Irak'ın elektrik şebekelerine ve iletim hatlarına yönelik saldırıları "Irak yurttaşları üzerinde kan dökmeden bir psikolojik etki yaratmayı amaçlıyordu" ama elektrik olmadan, su arıtma tesisleri ve kanalizasyon arıtma tesisleri çalışamazdı, bu yüzden kirli sudan ötürü toplu zehirlenmelere ve çok sayıda diğer hastalıkların ortaya çık­masına yol açmıştı ve sonuçta 111.000'den fazla insan bu nedenle ölmüştü (Downes 2008: 226). Ayrıca bu tür ortamlar sıklıkla son derece düşmanca ve sağlıksız toplumsal ilişkiler yaratmaktadır. Örneğin dünyada dolaşımda olan uyuşturu­cuların %90'ından fazlası iç savaştan etkilenen bölgelerde üretilmektedir (Kissane 2016: 145-146).
Sayfa 213·Kitabı okudu
Avrupalı güçler 19. yüzyılın başlarından itiba­ren en gelişmiş örgütsel ve ideolojik mekanizmaları ellerinde bulundurduklarından, dünyanın büyük bölümüne nispeten kolayca askeri açıdan hakim olabiliyorlardı. Yine de sömür­geci genişleme sayısız savaşa, isyana, ayaklanmaya, soykırıma ve diğer birçok örgütlü şiddet biçimine yol açtı. Dahası, yerli nüfuslar kıtlıklar, açlıklar, hastalıklar ve ekilebilir arazilerin, içme sularının ve diğer doğal kaynakların imhası da dahil olmak üzere başka şiddet biçimlerine de maruz bırakıldılar. Örneğin Davis (2001), imparatorluk yöneticileri, işadamları ve toprak ağalarının uyguladığı Malthusçu serbest piyasa siyasal iktisadının, sömürgeleştirilmiş dünyadaki kıtlık dal­galarından doğrudan sorumlu olduğunu ileri sürmektedir. Davis özellikle Çin, Hindistan, Kore, Vietnam, Filipinle, Yeni Kaledonya ve Brezilya dahil olmak üzere dünyanın birçok bölgesini etkileyen büyük çaplı üç kıtlık dönemi-1876-1878, 1896-1897 ve 1899-1902- tespit etmektedir. Davis'e göre, hu kıtlıkların sebebi son çözümlemede açlık, kırsal kesimde yoksulluk ve ölümlere yol açan belirli Malthusçu ekonomi politikalarıydı. Davis, bu politikalar sonucunda 32 ila 61 milyon kişinin hayatını kaybettiği ve kayıpların çoğunun Çin, Hindistan ve Brezilya'da meydana geldiği sonucuna ulaşmaktadır. 19. yüzyılın Arikası bu itibarla Avrupa'nın sömürgeci şiddetinin zirve yaptığı yerdi. Bir kere, Arika nü­fusu yüzyıllardır köle ticaretinin en önemli kurbanıydı. Her ne kadar uzmanlar farklı kölelik biçimlerinden kaynaklanan kesin ölü sayıları konusunda mutabık olmasalar da tüm tah­minler can kaybının milyonları bulduğunu işaret etmektedir. Örneğin Rummel (2005), 1451'den 1870'e kadar köleliğin bir sonucu olarak 17 milyondan fazla insanın öldüğünü ve bu ölümlerin büyük çoğunluğunun (yani
Sayfa 196·Kitabı okudu
Baş döndürücü toplumsal değişim, devlet, toplum ve savaş yapma arasın­daki karşılıklı bağımlılığın gitgide artmasına dayanıyordu. Avrupa'nın nispeten benzersiz çokkutuplu küçük ve süreli zayıf yönetimler düzeni, uzun vadede örgütsel atılım için avan­tajlı olduğunu kanıtlamıştı. Dünyanın diğer bölgelerindeki, düşman komşu yönetimleri denetimleri altına alacak kadar güçlü ve aynı zamanda yönetimde olan egemenlerden bağımsız haldeki büyük ölçekli tekelci imparatorlukların aksine, erken modern Avrupalı yöneticilerin çoğu zayıftı ve toplumlarına bağımlıydı. Bu nedenle yöneticiler askeri güçlerini artırmak ve düşman komşularını savuşturmak için pahalı savaşları finanse edebilecek daha etkili mali sistemler geliştirmek ve bunu başarmak için de sivil toplumlarıyla birlikte çalışmak ve onlara uyum sağlamak zorunda kaldılar. Düzenli vergilendirmenin etkili bir şekilde uygulanması disiplinli ve görece bilgili memurlara bağlı olduğundan, bu iş için yeterli olacak idari aygıtların kurulması da büyük önem taşıyordu. Yeni bürokratik sistemler bir kez yerli yerine oturduktan sonradır ki düzenli mali gelir uzun süren savaşları finanse edebilir ve sonuç olarak devletin kapasitesini daha da artırabilir hale gelmiştir. Bu bağlamda, savaşlar devlet inşasını da teşvik etmiştir çükü savaşa hazırlık, daha iyi ulaşım ve iletişim ağlarının ve daha büyük sanayi tesislerinin inşasını, yeni bi­limsel keşiflerin uygulanmasını, askeri ve diğer teknolojilerin daha sistematik biçimde geliştirilmesini içeriyordu. Böylece Osmanlı İmparatorluğu ve Çin hükümdarları, Elvin (1972) ve Darwin'in (2008: 201) ekonomik ve siyasi istikrar sağla­yan ve nihayetinde muhafazakarlığı ve yeni teknolojilerin ve yeni örgütlenme biçimlerinin reddedilmesini teşvik eden "üst düzey denge tuzağı" dedikleri durumu yaşarlarken,
Sayfa 185·Kitabı okudu