Avrupalı güçler 19. yüzyılın başlarından itibaren en gelişmiş örgütsel ve ideolojik mekanizmaları ellerinde bulundurduklarından, dünyanın büyük bölümüne nispeten kolayca askeri açıdan hakim olabiliyorlardı. Yine de sömürgeci genişleme sayısız savaşa, isyana, ayaklanmaya, soykırıma ve diğer birçok örgütlü şiddet biçimine yol açtı. Dahası, yerli nüfuslar kıtlıklar, açlıklar, hastalıklar ve ekilebilir arazilerin, içme sularının ve diğer doğal kaynakların imhası da dahil olmak üzere başka şiddet biçimlerine de maruz bırakıldılar. Örneğin Davis (2001), imparatorluk yöneticileri, işadamları ve toprak ağalarının uyguladığı Malthusçu serbest piyasa siyasal iktisadının, sömürgeleştirilmiş dünyadaki kıtlık dalgalarından doğrudan sorumlu olduğunu ileri sürmektedir. Davis özellikle Çin, Hindistan, Kore, Vietnam, Filipinle, Yeni Kaledonya ve Brezilya dahil olmak üzere dünyanın birçok bölgesini etkileyen büyük çaplı üç kıtlık dönemi-1876-1878, 1896-1897 ve 1899-1902- tespit etmektedir. Davis'e göre, hu kıtlıkların sebebi son çözümlemede açlık, kırsal kesimde yoksulluk ve ölümlere yol açan belirli Malthusçu ekonomi politikalarıydı. Davis, bu politikalar sonucunda 32 ila 61 milyon kişinin hayatını kaybettiği ve kayıpların çoğunun Çin, Hindistan ve Brezilya'da meydana geldiği sonucuna ulaşmaktadır. 19. yüzyılın Arikası bu itibarla Avrupa'nın sömürgeci şiddetinin zirve yaptığı yerdi. Bir kere, Arika nüfusu yüzyıllardır köle ticaretinin en önemli kurbanıydı. Her ne kadar uzmanlar farklı kölelik biçimlerinden kaynaklanan kesin ölü sayıları konusunda mutabık olmasalar da tüm tahminler can kaybının milyonları bulduğunu işaret etmektedir. Örneğin Rummel (2005), 1451'den 1870'e kadar köleliğin bir sonucu olarak 17 milyondan fazla insanın öldüğünü ve bu ölümlerin büyük çoğunluğunun (yani