Günümüzün şirketleri, çalışanlarına
toplumsal cinsiyetleri, etnik kökenleri, dinsel yönelimleri açısından ayrımcılık yapmayan liyakate dayalı katı kurallar uygulamaktan gurur duysalar da, sevgi dolu hiçbir ebeveyn, başkasının çocukları yerine kendi çocuklarıyla ilgilenirken aynı ölçütleri uygulamayı istemez. Çocuklarımızı hala herkesten daha fazla severiz ve onlara ayrıcalık tanırız ve bunu asla onların verimliliğine, üretkenliğine veya başarılarına göre yapmayız. Bu anlamda Tolstoy'un "Mutlu aileler birbirine benzerler, her mutsuz ailenin mutsuzluğu ise kendine özgüdür" şeklindeki özlü sözü, bir ölçüde toplumsal örgütler için de geçerlidir; ideal tip bürokrasiler birbirine benzerken, bürokratik olmayan düzenlerin hepsi kendine meşrebince talihsiz veya mutludur. Yine de insanlar robot değildir, güçlü duygusal bağlılıklarla beslenen karmaşık varlıklardır ve genellikle neredeyse evrensel olan bu tekdüzeliklere doğru olan çekim karşısında hoşnutsuzluk duyarlar. Hiç kimse, her şeyin aynı göründüğü ve toplumsal ilişkilerin kodlanmış davranış kurallarına indirgendiği bir ortamda çalışmaktan veya yaşamaktan memnun kalmaz.