1600'lerin başından itibaren reel ücretler yavaş yavaş yükselmeye başladı. Bu da köylülerin daha iyi beslenmesini ve kısmen daha sağlıklı hayatlar sürmelerini sağladı.
Nüfus arttıkça, tarım ürünlerine olan talep de arttı. Yüksek tarım hasılatı, ulusal politika tartışmalarının konusu haline geldi. İngiliz kırsal ekonomisinin bazı bölgelerinin gerçekten modernleştirilmeye ihtiyacı vardı. Arazinin çoğu artık özel mülkiyetti; toprağı soylu sınıf, onların kiracıları veya küçük toprak sahipleri işletiyordu. Fakat ülkenin bazı bölgelerinde arazinin ciddi bir kısmı hala. "umumi arazi" idi. Yasalarda yazılı olmamakla beraber, buralarda yerel halkın sığır otlatma, odun toplama ve avlanma gibi örf ve adet hukukuna dayalı hakları vardı. Çitlerle çevrili olmayan bazı açık alanlarda tarım da yapılıyordu. Toprak değerlendikçe, toprak sahipleri bu arazileri çit veya duvarla çevirerek kendilerine tahsis etmek istediler. Bu da köylülerin geleneksel kullanım haklarını ellerinden almak demekti. Bu kapatma işi, genellikle umumi arazinin yakınında şahsi arazisi olan bir zenginin, umumi araziyi kendi sininmiş gibi çit veya duvarla çevrelemesi yoluyla gerçekleşiyordu. Bu şekilde arazi kapatma faaliyetleri, farklı yollardan ve şekillerden 15. yüzyıldan beri devam etmekteydi. Toprak sahipleri, kapatmaya sesini çıkarmasınlar diye yerel halka para veya başka tazminatlar teklif ediyordu. Ancak 18. yüzyıl İngiliz elitinin gözünde, bu çabalar tarım hasılatını artırmak için yetersizdi. Daha fazla modernizasyona ihtiyaç vardı ve bunun da yolu, umumi arazilerin kendilerine verilmesiydi. Tüm tarım arazilerinin üçte biri hala umumi araziydi ve özel mülkiyete dönüşmeyi bekliyordu.
Bu öneri ülkenin iyiliği ve verimlilik artışı için yapılıyormuş gibi sunulsa da, birilerinin çıkarına olduğu