Çocukluğunu sahici bir köke bağlayanlar, sonradan nereye giderlerse gitsinler, ev dendiğinde o ilk göbekbağına uzanıyorlar. Geceleri yıldızlara, gündüzleri atlaslara ihtiyacı yok onların, kaybolmuyorlar. Hayat boyu yollarını ararken pusula niyetine başlangıç noktalarına, tohumlarının serpilip dünyaya yayıldığı o ilk mevkiye, evlerine bakıyorlar.
Bahçıvan gittiğinde evin önündeki bahçeye ne olur… Kirazlar olgunlaşacak ve dökülecek, elmalar olgunlaşacak ve dökülecek, armutlar, mürdüm erikleri… Otlar patikayı sarmaya başlayacak. Bahçe bahçıvanı olmadan da coşmaya devam edecek, onun diktikleri büyüyecek, meyveye duracak ama yabani otlar da kendine yol açacak, bir süre sonra onlar her şeyi ele geçirecek. Belki hemen değil ama işler böyle yürür - bedenler soğur, bahçeler yabani ota boğulur, çocuklar yetim kalır. Yine de bahçıvanın ölümlülüğüne rağmen bahçe bir anlamda ölümsüzdür.