Eskiden övündüğü nesi varsa hepsi yok olup gitmişti ve ölüm hiç de uzak değildi artık. Ama göğsündeki yüreği yine gençlik yıllarındaki arzularla, tutkuyla çarpıyor, gönlü kocamıyordu. Ne büyük bir felaketti gönlün yaşlanmaması! Çünkü gönül yaşlanmayınca düşleri, düşünceleri de değişmiyordu. Ve insan ancak rüyada, düşüncelerde hür ve ölümsüzdü...
Deniz sessizdi, dilsizdi. Yalnız göğsü sıkışarak hızlı hızlı soluması ve şakaklarını zonklatan yürek çarpıntısı hiç peşini bırakmaz, iğneler saplarlardı canına. O zaman nereye kaçacağını, kendisinden nasıl kurtulacağını bilemezdi.