Şu an ne mutluyum ne de mutsuz.
Sadece her şey geçip gidiyor.
Şimdiye kadar pantomim sayesinde yaşamayı sürdürdüğüm bu insan dünyasında, gerçek olduğunu düşündüğüm tek şey bu.
Sadece her şey geçip gidiyor.
Tanrı'dan bile korkuyorum. Tanrı sevgisine değil, sadece cezalandıracağına inanıyorum. İnanç. Bu, sadece Tanrı' nın kamçısını yemek için boyun eğerek mahkeme kürsüsüne ilerlemek için gerekiyor gibiydi. Cehenneme inansam bile, canettin varlığına bir türlü inanamıyordum.
Toplumun "gerçek yaşam" dediği şeye karşı korku duyarak, her gece uykusuzluk cehenneminde inlemektense, hapishanede çok daha rahat edebilirim diye düşünüyordum.
Elbet akıl sonsuz değil, gelip geçicidir; ancak akla beslediğim bu düşkünlüğümün nedenini siz de bilirsiniz. Hayat can sıkıcı bir tuzaktır. Düşünen bir insan olgunluğa eriştiğinde ve tam bir bilinç kazandığında kendini istençsiz olarak sanki çıkışı olmayan bir tuzağın içindeymiş gibi hisseder. Aslında insan, iradesi dışında birtakım tesadüfler tarafından yokluktan var olmuştur. Peki neden? Varlığının anlamını ve amacını öğrenmek ister, sorularına cevaplar alır. Kapıyı çalar, ama açan kimse olmaz. Ölüm de aynı şekilde iradesi dışında karşılar insanı. İşte tıpkı bir hapishanede ortak bir felaketle birbirine bağlı olan insanlar bir arada olduklarında kendilerini nasıl daha rahat hissederse, hayatta da analiz etmeye ve sentezlenemye yatkın olan insanlar bir araya geldiklerinde, onurlu ve özgür düşüncelerimi birbirine katarak vakit geçirdiklerinde bu tuzağın farkına varmazlar. Bu bakımdan akıl yeri doldurulamaz bir zevk kaynağıdır.