Aldous Huxley, Cesur Yeni Dünya’da geleceği anlatırken aslında insanın en eski korkusunu hedef alır:
Acı çekmek.
Romanın kurduğu distopik evrende acı yoktur; ama bunun bedeli aşkın, derinliğin ve anlamın yok oluşudur.
Bu dünyada insanlar doğmadan sınıflandırılır, duygular daha ortaya çıkmadan bastırılır. Sevgi, sadakat ve bağlanma; düzeni tehdit eden unsurlar olarak görülür. Çünkü aşk, kontrol edilemezdir. Kontrol edilemeyen her şey ise sistem için bir risktir.
Huxley’nin en sert eleştirisi, mutluluğun zorunluluk haline getirilmesidir. Herkes mutlu olmak zorundadır; mutsuzluk bir arıza, yalnızlık bir hastalık, derin düşünce ise tehlike olarak kodlanır. Bu yüzden aşk da yasaklıdır: çünkü aşk, acıyı beraberinde getirir. Acı ise bu dünyada tolere edilemez.
Romanın nihilist yönü burada belirginleşir. İlişkiler tüketilir, yaşanmaz. İnsanlar birbirine değil, birbirlerinin sağladığı hazza dokunur. “Herkes herkes içindir” sloganı, özgürlük gibi sunulsa da aslında hiç kimsenin kimseye ait olmadığı, dolayısıyla kimsenin kimse için vazgeçilmez olmadığı bir boşluğu temsil eder.
Gerçek mutluluk bu evrende değersizdir; çünkü gerçek mutluluk çaba ister, risk ister, kaybetme ihtimali taşır. Bunun yerine, yapay hazlar — uyuşturucu, eğlence, yüzeysellik — tercih edilir. Huxley, bu tercihin insanı rahatlatırken insanlıktan uzaklaştırdığını gösterir.
Cesur Yeni Dünya, aşkın olmadığı bir dünyanın ne kadar düzenli olabileceğini ama aynı zamanda ne kadar ruhsuz kalacağını anlatır. Roman, okura şu soruyu sorar:
Acısız bir mutluluk mu, yoksa acıyla birlikte gelen anlam mı?