Sezgi ... İnsan, doğadan almıştı bu yetiyi, ama şimdilerde
köreltmişlerdi bu yetilerini. Çoğu kişide, kurnazlık,
sezginin yerini alır olmuştu.
İnsanlar hızla yitiriyorlar sezgilerini. Borsada hangi
kağıdın para getireceğini konuşuyorlar; nasıl ucuza kapatıp
pahalıya satacaklarını düşünüyorlar ki, artık gökyüzünü
unutmuşlardı, en sıkıntılı anlarda bulutlara bakmıyorlardı.
Gökte bir güneşin bulunduğunun da ayırdında
değillerdi. Ofislerine güneşin sıcaklığının girmeyeceği
camlar takıyorlar;
Derler ki, dünyanın şurasında burasında birtakım
meczuplar dolaşırmış hala ve bunlara şair denilirmiş.
Bu meczuplar, asla ve asla egemenlik vadisine uğramazlar;
düş kurar, bütün dünyanın iyiliğini isterlermiş. "Sözün
gücünü kullanıyorsunuz", diyenlere karşı ıse,
ödünç aldıklarını geri verirlermiş.
Ve onlar, dilsizleşmeyi seçmişler ...
Arınma olgusunun sürekli aktif kılınmasının zihinlerdeki
görüntüsü, kimilerince bir karmaşıklık olarak
algılansa da, buna hayatın kendisini etik ile onardığı
kaos da denilebilir. Çoğumuzun çekintiyle, ürküntüyle,
sakınımla baktığı kaos, arınma sürecinin kendisidir.
Bu bakımdan, şöyle denilebilir: Keşke kaos olsa!