Not: Kanaatimce Kara Kitap'a başlamadan önce Orhan Pamuk'un birkaç eserini okumakta fayda var. Ben daha önce Kırmızı Saçlı Kadın ve Kar'ı okuduğum için yazarın üslubuna ve anlatım dünyasına az çok aşinaydım. Ancak Kara Kitap'ı doğrudan okuyan biri, eserin girift yapısı nedeniyle aynı keyfi almakta zorlanabilir.
Romanın temeli bir kayboluş ve arayış hikayesi gibi görünse de mesele Galip'in Rüya'yı bulup bulmaması değildir. Asıl mesele, insanın kendini ararken başka hayatların, başka hikâyelerin ve başka kimliklerin içinde kaybolabilmesidir. Bu yolculuk boyunca okur; tarihin tozlu raflarında unutulmuş hikâyelerle, çeşitli felsefi düşüncelerle ve İstanbul'un kendine has kültürel dokusuyla karşılaşır.
Pamuk bu romanda yalnızca bir hikâye anlatmıyor; aynı zamanda bilgi birikimini, hafzasının dehlizlerini, tarihe karşı bakış açısını ve özgün düşüncelerini süzgeçten geçirmeden okura cömertçe sunuyor.
Yer yer hikâyeye doğrudan katkı sağlamayan uzun betimlemeler ve ayrıntılar, romanın ritmini sekteye uğratıyor. Bu durum bazı okurlarda kitabı yarım bırakma düşüncesi uyandırabilir.
Bana göre Galip karakteri, ismiyle de çağrışım kuracak şekilde Şeyh Galip'ten; Celal karakteri ise Mevlânâ Celaleddin Rumi'den izler taşımaktadır. Galip'in Celal'i bir rehber ya da ideal olarak görmesi, onun düşüncelerini ve yaşam biçimini kendi hayatına taşımaya çalışması, romanın kimlik arayışını daha da derinleştiren unsurlardan biridir.
Rüya karakteri ise yalnızca bir kişi değil, aynı zamanda bir metafor olarak da okunabilir. Galip'e kısa süreli bir huzur ve anlam hissi verdikten sonra ortadan kaybolması, onun bir "rüya" gibi erişilmesi güç ve geçici bir varlığı temsil ettiğini düşündürüyor.
Netice itibariyle Kara Kitap, olaylardan çok anlam katmanlarıyla öne