O halde, bir fincan çay içelim. Sessizlik olur, dışarıda esen rüzgar işitilir, sonbahar yaprakları hışırdar ve uçuşur, kedi sıcak bir ışık içinde uyur ve her yudumda zaman iyice yücelir.
Güzellik nerededir? Diğerleri gibi ölmeye mahkûm büyük şeylerin içinde mi, yoksa hiçbir iddiada bulunmadan, anın içine bir sonsuzluk tomurcuğu yerleştirmeyi bilen küçük şeylerde mi?
Başka bir yolun var olabileceğini bilmediğimden yaşama tutunabiliyordum. Hiçbir şeyden zevk alamamam hiçliğe yakın bir duyguydu. Hiçbir şey bana hitap etmiyordu, hiçbir şey beni uyandırmıyordu. Gizemli dalgalara kapılıp sallanan dermansız ve değersiz bir şey olan ben, bu duruma son verme arzusu bile duymuyordum.