İncinmişlik duygusu, zamanla dokulara ve kemiklere sirayet eden patolojik bir tümör gibidir. Kötü huyludur, çünkü mantıklı düşüncenin yardımını reddeder, bilinci devreden çıkarır... Bu, oyuncak arabasının tekerleği kırılan çocuğun oyunu bırakması gibidir.
Yaşamsal faaliyetleri durduruncaya kadar ruhun derinliklerine zarar vermeyi sürdürür... İncinmişliğin en büyük destekçisi ego'dur. "Bunu bana nasıl yapar?!" ın altında, "ben bunu asla yapmam, o kadar üstün ve kusursuzum ki, hataya düşmem." cümlesi vardır.
İncinmiş bir insan, kendi zararını artırmak için ne mümkünse yapar. Hattâ içgüdüsel olarak utanç duygusunu bile bu acının önüne geçirmek istediği olur.
Ama sular durulduğunda, bilincin klipsi açılıp, yerine oturduğunda, o tık sesi duyulduğunda... Tebessümün hiç duyulmamış derin bir anlamına varıldığı görülür...
Anlaşılır ki; yara da biziz, yaralayan da...