Karanlık, endişelerini yatıştırmıyor; aksine, sokak lambalarının ışığı altında daha da korkunç görünüyordu. Karanlıkta her şey gözüne son derece dramatik ve sonsuza dek sürecekmiş gibi geliyordu. Peşini bir türlü bırakmayan bu düşünce kasırgasının durması için sürekli dua ediyordu. Bazı geceler gözünü dahi kırpmadan sabah oluyordu. Smita insanların uykuda da eşit olmadıklarım düşündü, insanlar hiçbir konuda eşit değillerdi...
Annesi, “Bir sonraki hayatta her şey çok daha iyi olacak,” diyordu. “Reenkarnasyonların döngüsü bitmediği sürece tabii.” Hayatını bir gün son durak olan Nirvana'ya ulaşacağı ümidiyle geçiren annesinin tek dileği, kutsal Ganj Nehri’nin kıyısında ölebilmekti. Dediklerine göre bu nehrin kıyısında ölen bir kişinin cehennemi andıran hayat döngüsü de son buluyordu. Nihai amaç, bir daha bu dünyaya gelmeden sonsuza, kâinata karışmaktı. Annesi herkesin bu şansa nail olamadığını söylüyordu. Bazıları tekrar tekrar hayata gelmeye mahkûmdu. Düzen böyleydi ve bunu ilahi bir ceza olarak kabul etmekten başka çare yoktu. Sonsuzluğu hak etmek gerekiyordu. Sonsuzluğu beklerken Dalitler uslu uslu düzene boyun
eğiyordu.
Smita hariç. O, bugün boyun eğmeyi reddediyordu.
Smita çok şanslıydı. Nagarajan onu asla dövmemiş, ona asla hakaret etmemişti. Hatta Lalita dünyaya geldiğinde kızın hayatta kalmasına razı olmuştu. Bu diyarlarda kız çocuklarını doğduktan hemen sonra öldürüyorlardı. Yakınlardaki Racastan'da kız çocuklarını doğar doğmaz bir kutuya koyup canlı canlı kuma gömüyorlardı. Bebekler bütün gece can çekişerek ölüyordu.
Bazı köylerde Dalitler kolayca ayırt edilebilmeleri için üzerlerinde karga tüyü taşımak, bazı köylerde ise çıplak ayak dolaşmak zorundaydılar; öyle ki ayağında sandaletle dolaştığı için
taşlanan bir Dokunulmazın hikâyesi herkesçe bilinirdi.
Not: Dalit ya da parya: Hindistan'da toplumdan dışlanmış sınıf. Bu durum doğuştan gelir, sınıf değiştirmek ya da üst sınıfların yararlandıkları imkanlardan yararlanmak mümkün değildir. Mesela evine yakın olsa bile eğer onlara yasaksa o kuyudan su içemez, kenarına dahi dokunamaz. Kendilerine su içmek için izin verdikleri bir kuyudan kaldığı yere su taşımak zorundadır.