Şu aşk, ne tuhaf bir histir arkadaş? Bildiğin hastalık hali gibi. Türkçede tutulmak da denir ya hani. Hastalığa tutulmak gibi biraz da. Aklımı, fikrimi... Hepsini alıp götürdü sanki yanında.
"Zaten bizim Türk milleti dediğimiz şey budur. Irka dayalı bir millet anlayışımız yok. Hangi etnik kökenden gelirse gelsin Türkleşmiş herkes Türk'tür. Türklüğü reddetmek ya da ululamak adına ırk açısından değerlendirenler yanlış yapıyorlar ustam."
...biz insanlar dünyanın debdebesine, sahteliğine kapılıp gidiyoruz. Bu dünyanın kimseye kalmayacağını unutuyoruz. Özellikle de politikacıların çoğu yapıyorlar bunu. En ummadığımız kişiler de dâhil buna. Şöhretin, şehvetin, servetin, kalabalıkların yalancı tatlarına aldanıyorlar. Kendilerini hayatın merkezinde zannediyorlar. Kul hakkı yiyorlar, insanlara zulmediyorlar, kibir ve egoizmin kölesi olabiliyorlar.
...o lahza Hollywood filmleri geldi aklıma. Genç kız ve esas oğlan uçakta yan yana otururlar. İki çift laf ederler ve esas oğlan elini uzatıp, "Merhaba, ben Michael" der. Hemen tanışırlar. Sonra da çabucak tüketirler o anı, bizdeki gibi olmaz aşkları. Tenseldir, hemen biter, kolaydır. Oysa bizde aşk, kavuşamamak üzerine kuruludur. Doğrusu da budur zaten. Hele o gizli sevdalar, bir ömür boyu içinde tutmalar...
Mimar Sinan demişken, onun bir eseri de Kırım'daki Gözleve Tatar Camii idi. Moskova'yı vergiye bağlayan Kırım Han'ı Devlet Giray'ın anısına yapılmış bir camiydi. İstanbul'daki Fatih Camiine benzermiş. Gördüm, hakikaten de öyleymiş. O camiyi iyi biliyorum çünkü Almanlar, Kırım'a girince gösteriş olsun diye Rusların yıktıkları minareleri yeniden yaptırıp, camiyi restore etmişlerdi.