Adınla Çağır Beni. Öncesinde filmini izleyip daha sonra karakterleri derinlemesine anlamak isteğimden ötürü kitabını da okudum... ve belki de eskilerde kalmış bir arkadaşlığın anısına, "Hayatlarımızın böyle ilerlemesinin en sağlıklısı olduğunu düşünsem de seni hala hatırlıyorum ve özlüyorum." demek için.
Her sayfada sıcak İtalya sokaklarında hissettiren bu kitabı okurken çoğunlukla yüreğimde bir sıcaklık hissettim. Elio'nun muhteşem hayatına imrendim, anlatılan yerlerin masalsılığıyla büyülendim. Elio'nun hayalet yerlerden bahsederkenki kısımlarda ise oldukça duygulandım, bunun sebeplerinden en büyüğü kaçmakta olduğum bir şehri kendi içimde 'hayalet şehir' diye adlandırmamdı. Ya da zamanın acımasızlığı ve bugün yanımızda olup yarın şu veya bu sebeple bir daha hiç görmeyeceğimiz insanlarla ilgili cümlelerdi belki de.
Ancak yine de Elio'nun düşüncelerinin çoğu zaman bir kısır döngüye girmesi ara ara sıkmadı desem yalan olur. Ya da bazen "İçinde bu kadar büyüteceğine git konuş be çocuk!" da demişimdir. Çoğunlukla da Oliver'ın bu düşüncelere değmeyen biri olduğunu düşündüm, tabii film yüzünden biraz yanlı bir bakış açısına sahiptim. Sonunun farklı olmasını ise sevdim, en azından Oliver'ı da daha gerçekçi yaptı kitap bu sayede gözümde.
Genel manada bakınca sevdiğim bir kitap oldu ancak duygusal olmadan da hakkında bir şeyler karalayabileceğimi sanmıyorum, kitabın bendeki anıları nedeniyle. Ve başkalarına da tavsiye ederim, güzel ama bir nedenle paralel olan ya da komaya girmiş hayatları daha iyi anlayabilmek için.
Not: Masumiyet Müzesi'ni okuyalı yıllar oluyor, o yüzden yanılıyor olabilirim. Ancak bu kitap okurken bana Masumiyet Müzesi'ni çok fazla hatırlattı. Özellikle de içsel monologlar. Bunu da buraya not düşmek istedim.