Birşey benim için Zahir olduğunda, bıkmadan, usanmadan sadece ona bakarım. Zahir, rüyamın ortasında belirdi, rüya artık onun rüyasıdır. Onu gördüğüm anda dünya sessizliğe gömüldü, artık tek gerçek odur. Zahir, benim olacaktı. Zahir, bir fikirdi , sonra varlığımın kendisi oldu. Önce gözlerim onun yüzüne kitlendi, sonra düşüncelerim, sonra kalbim hepsi Zahir'e kilitliydi. dünyanın geri kalanıysa bir bulanıklıktı. Zahir, bir nesne değil, içimde yankılanan bir ses gibiydi, bellekten çıkmayan bir gölge gibiydi. Her uykuya daldığımda, zihnim onu çağırıyor, tekrar tekrar gözlerimdeydi. Onu düşünmediğim her saniye, zihnimin bir başka yerinde gizlice çoğalıyordu. Zahir'i düşünmek, artık düşünmek değildi, düşüncenin ta kendisiydi. Bütün dünya bir zamanlar içimdeydi, ama şimdi tek bir nokta -Zahir- kalmıştı. Zahir, beynimin içinde konuştu; sessiz çığlıklarla her hücremi sardı. Şimdiye kadar gördüğüm her portre, her manzara Zahir'e geri dönüyordu. Herşeyin anlamı sönüp giderken, Zahir'in anlamı büyüyordu. Artık hiçbir şeyin anlamı kalmadı; tek anlamsal merkez Zahir'di. Şimdi yalnızca Zahir var, geçmiş bile onun gölgesinde eridi. Zihnimin duvarlarında tek bir isim yankılanıyordu; ZAHİR. Ona bakmak, nefes almak gibiydi, durduğum anda yok olacaktım. Ona susamıştım, onsuz nefes almayı unuttum. Zahir'e bakınca kendi düşüncelerim bile bana yabancı görünüyordu, zihnim bir labirent oldu, her yol onun adını fısıldıyordu. Zihnimin yolları kapanırken, herşey onun gölgesine sığındı. Bana bakmıyordu ama ben onun bakışının içindeydim. Zahir'e direnmek, yalnızca ona teslimiyetin başka biçimiydi. Gerçeklik, Zahir'den ibaret olacak şekilde yeniden yazıldı. İnancım kalmadı, çünkü Zahir herşeyi biliyordu. İnsanlar konuşurken kelimeleri değil, aralardaki sessizlikte Zahir'i duyuyordum. Dil, onun