Seslen bana
Senin sesin iyidir.
Hüznün o samimi sonunda yeşeren
Garip otun sesidir senin sesin.
Ben suskun asrın boyutlarında ben,
Bir sokağın metindeki tasnif idraki tadından daha yalnızım.
Gel ve yalnızlığımın ne kadar büyük olduğunu anlatayım sana.
Ve benim yalnızım öngörmezdi eskiden, surların gece baskınını
Ve aşkın biricikliği işte bundandır.
Kimsecikler yok,
Gel işte ne olur, kaçıralım hayatı
İki görüşme esnasında paylaştıralım o vakit.
Gel taşın halinden birlikte bir şey anlayalım.
Gel bazı şeyleri erkenden görelim ne olur?
Bak saatin havuzu yüzeyinde ateşli akrepler
Zamanı dönüşe mahpus kılıyor.
Gel ve su ol, bir kelime gibi suskun cümlemde.
Gel ve erit aşkın nurlu cürmünü avuçlarımda.
Isıt beni!
(ve bir gün Kaşan yaylasında hava bulutlandı
sonra bir sağnak başladı.
Üşüdüm, o zaman
Bir taşın arkasında
Gelincik ocağı beni ısıttı.)
Bu bildiğiniz karanlık sokaklarda
Ben şüphenin vuruşu ile kibritin karşılaşmasından korkarım.
Kurbağalara bakmaktan geliyorum, dedi Yakup
Bunu kendine üç kere söyledi
Onlar ki kalabalıktılar, kurbağalar
O kadar çoktular ki, doğrusu ben şaşırdım
Ben, yani Yakup, her türlü çagrılmanın olağan şekli
Daha hiç çağrılmadım
Biri olsun "Yakup!" diye seslenmedi hiç
Yakup!
Diye seslenmedi ki, dönüp arkama bakayım
Ve içimden durgun ve çürük bir suyu düşüreyim
Ceplerimdeki eskimiş kağıt parçalarını atayım
Sonra bir güzel yıkanayım da.
Ben size demedim mi.
Evet, kurbağalara bakmaktan geliyorum
Sanki böyle niye ben oradan geliyorum
Telaslı, aç gözlü kurbağalara
Bakmaktan
Bilmiyorum
Bilmiyorum, bilmiyorum
Ben, yani Yusuf, Yusuf mu dedim? Hayır, Yakup
Bazen karıştırıyorum.
Bazen karıştırıyorum ya, çok uzun bir gündü
Sonra bu çok uzun günün sıcak bir günü
Kediler kırmızı alevler halinde koşuyordu
Onlar işte hep boyuna koşuyordu
Birileri çıkıyordu ordan burdan
Hiç çıkmamak halinde ve olgun