Ümran

Kadınlar, korkmaktan vazgeçmedikleri sürece özgür olmayacaktır. Kendimizi becerikli ve bütün hissetmemize engel olan kaygıları aşma sürecine (neredeyse beyin yıkamayı tersine çevirerek) başlayıncaya kadar, yaşamımızda gerçek bir değişme, gerçek bir özgürleşme olmayacaktır.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kadınların kavraması gereken ilk şey, korkunun yaşamlarına ne ölçüde yön verdiğidir. Us dışı ve kaprisli olan, yeteneklerle, hatta gerçekle hiçbir ilişkisi olmayan korku, günümüz kadınlarında salgın halini almıştır. Bağımsızlık korkusu (ki bu yalnız kalmamız ve kimsenin bizi geçindirmemesi anlamına gelirdi); bağımlılık korkusu (ki bu baskıcı birisini tarafından tüketilmek anlamına gelirdi); yaptığımız işte becerikli ve iyi olma korkusu (ki bu yaptığımız şeyde sürekli iyi olmak zorunda kalmamız anlamına gelirdi); beceriksizlik korkusu (ki bu da kendimizi ezik, çökmüş ve ikinci sınıf hissetmemiz anlamına gelirdi).
İçtenliğin temeli eşitliktir. Ama kadınla münasebetimizin her anında kendimizi benliğimizin derinliklerinde yetersiz, üstün ve/veya suçlu hissediyorsak bu eşitliği nasıl sağlayacağız? Yetersiz, çünkü aslında içten içe kendi efsanemize inanmıyoruz; üstün, çünkü kendimizi efsanemizle kandırmak istiyoruz; suçlu, çünkü kadını sürekli hor görerek onun bizim imajımıza verdiği desteğe ve bize duyduğu hayranlığa olan bağımlılığımızı inkar ediyor, kendimizi ondan üstün görerek ise bu inkarımızı hasır altı ediyoruz.
Hükmeden ve hükmedilen ile ezen ve ezilen, toplumsal ilginin gerçek özgürlüğü kısıtladığı bir güç alışverişinde ortaklaşa yer almakta, buna da sevgi denmektedir. Gerektiğinde gösterilen bütün başkaldırılara rağmen, bu sisteme uyumun bedelini kendi özgürlüğümüz ve canlılığımızdan korkarak öderiz.