Ve çok mucizevî bir şey oldu, bir zuhurat, büyük bir sekinet indi üzerime. Sekinet kelimesini Kur’an-ı Kerim’den öğrendim. Bir afet ve felaket hâlinde verilen olağanüstü bir moral anestezi, tam bir sükûnet hâli… Bütün acıların acayip bir şekilde giderilmesi hâli… Bunlar mümine verilen mucizevî şeyler…
Bazı ayetler… Mesela bir tanesi Tevbe Suresi’nin son iki ayeti. İçinde Resulullahın şefkat ve merhametinin büyüklüğü geçiyor; “O müminlerin üzülmesini istemez!” şeklinde… Bunlar hakikaten müthiş teskin edici şeyler.
Ayrıca depresyona karşı Fetih Suresi’ni okursun dediler. Yine sıkıntıya karşı
Taha Suresi’nden bir ayet, “Rabbim sadrımı genişlet.” Bir başka ayet, “Allah
taşıyamayacağı yükü kimseye yüklemez.” Bir kelâm-ı kibar: “Rabbim celalinden cemâline sığınırız.” Bunların tutkuyla zikredildiğinde sinir sistemim üzerinde yüzde yüz etkili olduğunu gördüm.
Bir sefer ölümden bahsediyordu; benim korktuğumu, ürperdiğimi fark etti… Aniden “Baksana, baksana sen buraya!” dedi, “Ölüm
var ya ölüm… Hımmm... Çok tatlı bir şey ölüm!” Profiterol yermiş gibi yapmıştı yüzünü…
Nöbet anlarında ölüm korkusu, hastalık korkusu bir bürür; korku içinde korku, dehşet içinde dehşet… O zaman sükûnetle baktı ve “Onlara ne keder ne korku vardır…" ayetini okudu…