“Uzaklari yakin, olmazlari olur eden bir efsun ask. Insana tükürdügünü afiyetle yalatan, ettigi tüm büyük laflar bir bir hatirlatan, bileginden kavradi mi sarsan, sarsti mi birakma-yan bir yudumcuk efsun.”
Oysa annelik, tam tersine, "vermek" üzerine kuruludur.
Karsiliksiz, kendiliginden vermek. Geceler, seneler boyu vermek...Çocugun düsüp dizlerini kanattiginda ya da bademcikleri sisirip yorgan dösek yattiginda veyahut okul piyesinde Varyemez Amca'yi canlandirdiginda, orali olmayip, "Tamam canim ama ben simdi roman yaziyorum. Ilgilenemem seninle. Pazara kadar kapaliyim!" diyemezsin. Kendinden evvel bir baskasini düsünmeyi gerektirir annelik. Bir gün degil, iki gece degil. Daima.
“O günden bugüne degismeyen bir kural var: Erkek yazar-
lar evvela "yazar" olarak algilanirlar, sonra "erkek"
Kadin yazarlar ise evvela "kadin", sonra "yazar".