Zaten,bir felakete sükûn ve itidalle tahammül edenlerin manzarası, o felaket için ağlayıp çırpınanların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir. Kuru ve sabit gözlerin arkasında nasıl bir ateşin yandığı; yavaşça kalkıp inen göğsün içinde nelerin kaynadığı bilinmediği için, insan mütemadi bir ürkeklik ve tereddüt içinde üzülür...
Yarıştırdığımız araba değildi artık; kendimiz, hırsımız, öfkemiz, cakamız, üstünlük ihtiyacımızı giderme arzusuydu. Bizi manyak ettiler. Deli gibi koşuyoruz; niye, nereye koştuğumuzu bilmeden.