Ötüken'in Türkelinden gitmemesi için binbir türlü savaşa göğüs germiş atalarımızı okuyoruz bu kitapta. Göktürk Kağanlığı'nın yıkılıp Çin esaretine girdikten sonra yiğit Kür Şad ve 40 çerisinin mücadelesiyle tekrardan kurulmasını, Türk töresinin ne denli bir hükmünün olduğunu, Çinli'nin o dönemde Türk'ten ne kadar aşağı olduğunu, vatan sevgisini o kadar güzel işliyor ki Atsız...
Bu kitabı bitirince sayısız kahraman ismi kalıyor aklınızda: Onbaşı Pars, Yamtar, Çalık, İşbara Han, Sançar, Üç Oğul, Tonyukuk, Bögü Alp, Çamçar, Gök Börü, Almıla... Ama beni en derinden etkileyen iki karakter vardı ki tahmin edeceğiniz üzere Kür Şad ve oğlu Urungu. Bu karakterler elbette Atsız'ın romanına özgü isimler ama bence hepimiz inanıyoruz ve biliyoruz ki bizim atalarımız zaten bu anlatılanlar gibi yiğit, güçlü ve ulu kimselerdi. Kür Şad'ın savaşma ruhu ve asla yılmayan duruşu kitap boyunca kendine hayran bırakıyor. 9 yıl Çin tutsaklığından sonra Ötüken'de Göktürk hakimiyet ateşinin tekrar yanmasını ve eski gücüne kavuşmasını sağlayan bunun için taht hakkından vazgeçen, canını her şeyini yurdu için geride bırakan bir Türk KÜR ŞAD. Atsız, Kürşad ve kırk arkadaşının aylı kızıl bayrağı bekleyerek hala ufukları gözlediğini söylüyor umarım öyledir...
Kitapta Kara Kağan'a çok kızdığım yerler oldu. Özellikle Çuluk kağanı zehirleyip öldüren çinli katun ile evlenip, Çinli kardeşini ordunun başına tümenbaşı yapması akıl işi değildi ve bana göre esirliğin de baş sebebiydi. Neyse ki daha sonra Kür Şad'ın yaktığı ateşi Kutluk Şad (İlteriş Kağan) devralıyor ve bozkurtlar diriliyor. Burda da daha çok Urungu'yu ve Ay Hanım'ın buruk hikayesini okuyoruz. Urungu'nun gönül yaralarının hepsini hissediyor ve Kür şad'ı okurken mücadeleye ağladığımız gibi bu sefer onun kötü kaderine ağlıyoruz. Yer yer boğazımı