David Gilmore

Öte yandan doğa, insanı kendi gözdesi kılmaktan ve onu diğer tüm hayvanlardan üstün tutmaktan son derece uzaktır; aksine, onu, kendisinin salgın hastalık, açlık, sel, don, büyük ya da küçük hayvanların saldırıları gibi yıkıcı etkilerinden en fazla diğer hayvanlar kadar korumuştur; dahası, insanın doğal yatkınlıklarındaki sağduyuya aykırılık, kendisini ve türünün diğer üyelerini egemenin zulmü, savaşın barbarlığı gibi kendi icat ettiği belalarla muhtaç duruma düşürür ve insan, kendi türünü yok etmek için o kadar çabalar ki, dışımızdaki doğanın en lütufkâr durumunda, bu lütfun amacı bizim türümüzün mutluluğu olsa bile, yeryüzünde buna bir sistem dahilinde erişilemez, çünkü içimizdeki doğa buna elverişli değildir. Dolayısıyla insan, doğal amaçlar zincirinde yalnızca halkalardan biridir; gerçi doğanın kendi yapısına göre belirlediği bazı amaçlar açısından bir ilkedir, çünkü insanın bizzat kendisi bu amaçları kendisinin kılar; ama aynı zamanda da doğanın diğer üyelerinin mekanizmasındaki amaçlılığın korunması bakımından bir araçtır. Yeryüzünde anlama yetisine sahip ve dolayısıyla kendi iradesiyle amaç koyma becerisine sahip tek varlık olarak, hiç kuşkusuz doğanın efendisi unvanına sahiptir ve eğer doğa teleolojik bir sistem olarak kabul edilirse, o zaman insan da belirlenimi açısından doğanın son amacı olur; ama bu, her zaman koşulludur, yani bu sistemi anlamasına ve hem doğaya hem kendisine doğadan bağımsız kendi başına yeterli, yani bir nihai amaç olabilecek ve doğada aranmaması gereken bir amaç ilişkisi verebilme iradesine bağlıdır.
Sayfa 294 - Alfa Yayınları
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Mutluluk kavramı, örneğin insanın içgüdülerinden soyutladığı ve dolayısıyla kendi içindeki hayvanilikten türettiği bir kavram değildir; daha ziyade, bir durumun idesidir, ki insan bu durumu yalnızca empirik koşullar altında (ki bu olanaksızdır) bu ideye uygun kılmak ister. İnsan bu ideyi hayal gücüyle ve duyularla desteklenen anlama yetisiyle öylesine farklı türde tasarlar ve onu öyle sık değiştirir ki, doğa onun keyfi seçimine tamamen tâbi olsa bile, bu sallantılı kavrama ve herkesin daha keyfi bir şekilde koyduğu amaca yönelik hiçbir belirli yasa elde edilemez. Ama bu kavram, türümüzün üzerinde tam bir anlaşma içinde olduğu gibi gerçek bir doğal ihtiyaca indirgemeye ya da buna alternatif olarak, kendimizin tasarladığı amaçları gerçekleştirme becerisini olabildiğince yükseklere çıkarmaya çalışsak bile, insanın mutluluktan anladığı ve aslında son doğa amacı (özgürlüğün bir amacı değil) ne olursa olsun, her zaman ulaşılmaz olarak kalır, çünkü insanın doğası, herhangi bir şeyin mülkiyetinde ya da zevkinde duracak ve doyuma varacak türden değildir.
Sayfa 293 - Alfa Yayınları
Son olarak, doğanın olanağını tasarlamanın iki türünün örtüşmesi doğanın (hem içimizde, hem dışımızda bulunan) duyularüstü ilkesinde yatıyor olabilir; çünkü akıl, nesneleri hazır tezahürler olarak ele alan bir yargıda bulunmak istemeyip bu tezahürleri ilkeleriyle beraber, onların yalnızca amaçlar aracılığıyla tasarımlanabilen birliğinin belirli yasalarını olanaklı bulmak adına her ikisini de duyularüstü bir zeminle ilişkilendirmek isterse, doğanın amaçlı nedenlere (ki akıl böyle duyularüstü amaçlara sahiptir) göre tasarımı yalnızca aklın kullanımının yalnızca öznel bir koşulu olur.
Sayfa 292 - Alfa Yayınları
Alıntı
Şimdi, bir şeyin neden var olduğu sorulursa, yanıt, ya onun varlığının ve türeyişinin, kasıtla hareket eden bir neden ile hiçbir ilişkisinin olmadığıdır ve bu durumda, kökeninin her zaman doğa mekanizmasında olduğu anlaşılır; ya da (olumsal bir doğa varlığı olarak) mevcudiyetinin herhangi bir kasıtlı zemini olduğudur ve bu düşünceyi organize bir varlık kavramından ayırmak zordur: çünkü bir kez onun içsel olanağını amaçlı nedenlere ilişkin bir nedenselliğe ve bunun temelindeki bir ideye tâbi kılarsak, bu ürünün varoluşunu da amacından başkası olarak düşünemeyiz. Çünkü tasarımlanan bir etkiye -eğer bu tasarım aynı zamanda akıl sahibi ve etki eden bir nedenin belirlenim zeminiyse- amaç denir. Bu durumda ya böyle bir doğa varlığının varoluşunun amacının kendinde olduğu, yani onun yalnızca bir amaç değil, aynı zamanda bir nihai amaç olduğu söylenebilir ya da bu nihai amaç onun dışında, başka bir doğa varlığındadır, yani böylelikle önceki doğa varlığı bir nihai amaç değil, zorunlu olarak aynı zamanda bir araç olarak var olur. Ama doğanın bütününe bakarsak, doğa olarak onda yaratılışın nihai amacı olma ayrıcalığını iddia edebilecek herhangi bir varlık bulamayız; hatta doğa için son amaç olabilecek herhangi bir şeyin, hangi akla yatkın belirlenimler ve özelliklerle donatılırsa donatılsın, asla doğal bir şey olarak nihai amaç olamayacağı a priori olarak kanıtlanabilir.
Sayfa 288 - Alfa Yayınları
Alıntı
Tüm doğa ürünleri için yalnızca mekanik bir açıklama arama yetkisi kendi içinde tamamen sınırsızdır; ancak buna ulaşacak yeti, doğa amaçları olarak şeylerle ilgili olduğu sürece anlama yetimizin yapısı göz önüna alındığında, yalnızca oldukça kısıtlı değil, aynı zamanda belirgin bir şekilde sınırlandırılmıştır, çünkü yargı gücünün yalnızca ilk prosedürü izleyen ilkesiyle bu tür ürünlerin açıklanması yönünde hiçbir şey başarılamaz, bu nedenle bizim onlara ilişkin yargımız her zaman teleolojik bir ilkeye tâbi olmalıdır. Bu bakımdan, doğanın ürünlerinin açıklanışında, olanaklı olduğu yere kadar doğa mekanizmasını takip etmek rasyonel ve gerçekten değerlidir; yine de doğanın amaçlılığını bu şekilde bulma çabasından, bunu bulmak kendi içinde değil, yalnızca biz insanlar için olanaksız olduğundan vazgeçilmelidir; çünkü bunun için duyusal görüden başka bir görü ve doğanın düşünülür katmanı için belirli bir bilgi gerekir ki böylece tezahürlerin mekanizması için bir zemin sağlanabilsin, ama bu bizim bütün yetilerimizi aşar. Demek ki eğer doğa araştırmacısı tamamen boşuna çalışmayacaksa, kavramları şüphe götürmez bir şekilde doğa amaçları olarak kurulmuş şeyleri (organize varlıkları) yargı-larken, başka organize biçimler üretmek ya da kendi biçimlerini yeni biçimlere (ki bunlar her zaman amaçtan ve ona uygun olarak çıkarlar) dönüştürmek için bu mekanizmayı kullanan kökensel bir organizasyonu temel almalıdır.
Sayfa 279 - Alfa Yayınları
Alıntı