Öte yandan doğa, insanı kendi gözdesi kılmaktan ve onu diğer tüm hayvanlardan üstün tutmaktan son derece uzaktır; aksine, onu, kendisinin salgın hastalık, açlık, sel, don, büyük ya da küçük hayvanların saldırıları gibi yıkıcı etkilerinden en fazla diğer hayvanlar kadar korumuştur; dahası, insanın doğal yatkınlıklarındaki sağduyuya aykırılık, kendisini ve türünün diğer üyelerini egemenin zulmü, savaşın barbarlığı gibi kendi icat ettiği belalarla muhtaç duruma düşürür ve insan, kendi türünü yok etmek için o kadar çabalar ki, dışımızdaki doğanın en lütufkâr durumunda, bu lütfun amacı bizim türümüzün mutluluğu olsa bile, yeryüzünde buna bir sistem dahilinde erişilemez, çünkü içimizdeki doğa buna elverişli değildir. Dolayısıyla insan, doğal amaçlar zincirinde yalnızca halkalardan biridir; gerçi doğanın kendi yapısına göre belirlediği bazı amaçlar açısından bir ilkedir, çünkü insanın bizzat kendisi bu amaçları kendisinin kılar; ama aynı zamanda da doğanın diğer üyelerinin mekanizmasındaki amaçlılığın korunması bakımından bir araçtır. Yeryüzünde anlama yetisine sahip ve dolayısıyla kendi iradesiyle amaç koyma becerisine sahip tek varlık olarak, hiç kuşkusuz doğanın efendisi unvanına sahiptir ve eğer doğa teleolojik bir sistem olarak kabul edilirse, o zaman insan da belirlenimi açısından doğanın son amacı olur; ama bu, her zaman koşulludur, yani bu sistemi anlamasına ve hem doğaya hem kendisine doğadan bağımsız kendi başına yeterli, yani bir nihai amaç olabilecek ve doğada aranmaması gereken bir amaç ilişkisi verebilme iradesine bağlıdır.