David Gilmore

En yüksek derecede mükemmelliğe ulaşmayı amaçlayan her güzel sanata doğru hazırlık, talimatlarda değil, insanın zihinsel güçlerinin, Humaniora denilen ön bilgilerle geliştirilen kültüründe yatıyor gibi görünmektedir. Muhtemelen bunun nedeni, insanlığın bir yandan genel bir katılım duygusunu, diğer yandan da en derinden ve evrensel olarak kendini iletme yeteneğini ifade etmesidir; bu özelliklerin birleşimi, insanlığa uygun olan mutluluğu oluşturur ki, bu da onu hayvansal sınırlandırılmışlıktan ayırır. Bir topluluğu kalıcı bir toplumsal varlık haline dönüştüren toplumsallık arzusunun, özgürlüğü (ve dolayısıyla eşitliği de) zorunlulukla (korkudan ziyade daha çok, saygı ve ödevden doğan bir boyun eğmeyle) birleştirme gibi zor bir görevle boğuştuğu bir çağda ve bir halkta, gelişmiş kesimin fikirleri ile daha ham olanların fikirlerinin karşılıklı olarak birbirlerine iletilme, böylelikle birincilerin genişliği ve rafineliğinin, ikincilerin doğal sadeliği ve özgünlüğü ile uyumlu hale getirilme sanatının ve bunun sonucunda da daha yüksek bir kültür ile kendine yeterli bir doğa arasında ilk kez, evrensel insan anlayışı olarak da beğeninin doğru ölçütünü oluşturan ve hiçbir genel kuralla belirlenemeyecek olan ölçütün icat edilmesi gerekmişti.
Sayfa 213 - Alfa Yayınları
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Beğeniye ilişkin en basmakalıp cümle, beğeni yoksunu herkesin herhangi bir itiraza karşı sığındığı şu cümledir: Herkesin kendi beğenisi vardır. Bu şundan başka bir şey demek değildir: Bu yargının belirlenim zemini özneldir (memnuniyet ya da acı); bu yargı başkasının zorunlu onayına ilişkin hiçbir talep içermez. Beğeni yargısının herkes için geçerli olduğunu ifade etme hakkını tanıyanların bile kullandığı ikinci basmakalıp cümle de şudur: Beğeniler üzerine tartışılamaz. Bu da şu anlama gelir: Bir beğeni yargısının belirleyici zemini gerçekten nesnel olabilir, ancak bu, belirli kavramlara indirgenemez; dolayısıyla her ne kadar haklı olarak üzerinde tartışılabilse de bir kanıt aracılığıyla yargı hakkında hiçbir şeye karar verilemez. Tartışmak ve münazara etmek, yargıların karşılıklı çatışması yoluyla bir oybirliği sağlamaya çalışmaları açısından aslında aynıdır, ancak ikincisi, bunu belirli kavramlar aracılığıyla kanıt sunma temelinde başarmayı umması ve dolayısıyla nesnel kavramları yargısının temeli olarak alması açısından birincisinden farklıdır. Ancak bunun yapılamaz olarak görüldüğü durumlarda, münazaranın da aynı şekilde yapılamaz olduğu yargısına varılır.
Sayfa 191 - Alfa Yayınları
Alıntı
İlkin, deha bilimle değil, sanatla ilgili bir yetenektir; çünkü bilimde açıkça bilinen kurallar önce gelir ve yöntem buna göre belirlenir; ikincisi, sanata ilişkin bir yetenek olarak deha, ürünün amaç olarak belirli bir kavramını, yani anlama yetisini, ama aynı zamanda malzemenin (belirsiz de olsa) bir tasarımını, yani bu kavramın temsili için görüyü, dolayısıyla da hayal gücünün anlama yetisiyle bir ilişkisini varsayar; üçüncüsü, kendisini, belirli bir kavramın temsilinde tayin edilen amacın gerçekleşmesinde değil, bu amaç için zengin malzeme içeren estetik idelerin sunuluşunda ya da ifade edilişinde gösterir, ki böylece hayal gücünü kuralların tüm yönergelerinden bağımsız olarak, ama yine de verili kavramın temsiline ilişkin amaçlı olarak tasarlar; son olarak dördüncüsü, hayal gücünün anlama yetisinin yasalılığıyla özgürce örtüşmesindeki aranmamış ve niyetlenmemiş öznel amaçlılık, bu yetinin ne bilimde ne de mekanik taklitte herhangi bir kurallar dizisiyle üretilebilen bir oranını ve uyumunu varsayar ki bu yalnızca öznenin doğasından kaynaklanabilir. Bu varsayımlara göre deha, bir öznenin bilişsel yetilerini özgürce kullanmasına yönelik doğal yeteneğinin örnek olarak nitelenebilecek özgünlüğüdür.
Sayfa 172 - Alfa Yayınları
Doğa güzelliği güzel bir şeydir; sanat güzelliği ise bir şeyin güzel tasarımıdır. Bir doğa güzelliğini ne ise o olarak yargılamak için önce karşımdakinin nasıl bir şey olduğuna ilişkin bir kavrama ihtiyaç duymam, yani maddi amaçlılığı (amacı) bilmem gerekmez, bunun yerine salt biçim, amacın bilgisi olmadan yargılamada kendi başına hoşa gider. Ama eğer nesne bir sanat ürünü olarak verilmişse ve bu şekilde güzel olarak ilan edilecekse, o halde sanat, nedeni olarak (ve nedenselliğinde) her zaman bir amaç varsaydığından, nesnenin ne olacağının zemini olarak bir kavram ortaya konulmalıdır; bir nesnedeki çoklunun amaca yönelik iç belirlenimiyle uyumu nesnenin mükemmelliği olduğundan, bir sanat güzelliğinin yargılanmasında nesnenin mükemmelliği de değerlendirilir, oysa bir doğa güzelliğinin (kendisi olarak) yargılanışında bu söz konusu değildir. Kuşkusuz, özellikle doğadaki canlı nesneleri, örneğin bir insanı veya bir atı yargılarken, onların güzelliği söz konusu olduğunda, genellikle nesnel amaçlılık da hesaba katılır; ama bu durumda yargı artık saf estetik, yani salt bir beğeni yargısı değildir. Doğa artık sanat olarak göründüğü gibi değil, gerçekten sanat olduğu ölçüde (insanüstü olsa da) yargılanır; burada teleolojik yargı, estetiğin zemini ve nasıl hesaba katılacağının koşulu olarak hizmet eder. Böyle bir durumda, örneğin "bu güzel bir kadın" denildiğinde, aslında yalnızca, doğanın bu kadının figüründe dişiliğin yapısının amaçlarını güzel biçimde tasarladığı düşünülmektedir, çünkü salt biçimden öteye, kavrama gidilmelidir ki böylece nesne, mantıksal-koşullu bir estetik yargı aracılığıyla düşünülebilsin.
Sayfa 166 - Alfa Yayınları
Herkes dehanın taklit ruhuna tamamen karşı olduğu konusunda hemfikirdir. Öyleyse, öğrenme taklitten başka bir şey olmadığından, en büyük beceri olarak öğrenme yeteneği (öğrenme kapasitesi) bile bir deha sayılmaz. Dahası, kişi yalnızca kendisi için düşünse ya da yazsa ve başkalarının düşündüğünü kabul etmese, hatta gerçekten de sanat ve bilim için çok şey icat etse bile, bütün bunlar yine de böylesine büyük bir kafayı (yalnızca öğrenme ve taklit etmekten başka bir şey bilmeyen mankafa denilenlerin tersine) deha olarak adlandırmak için yeterli değildir, çünkü bu tür şeyler de öğrenme olabilir ve bu nedenle araştırmaya ve kurallara uygun derinlemesine düşünmenin doğal yolunda gerçekleşiyor olabilir, bu nedenle de taklit yoluyla elde edilebilecek olandan özel olarak farklı değildirler.
Sayfa 162 - Alfa Yayınları
Alıntı