Uzun bir aradan sonra bitmesin diye yavaş yavaş okuduğum bir kitap oldu, mutluyum.
Dido Sotiriyu savaşın devletlere bakan tarafını değil de insanlara dönük yüzünü anlatmış bize. Aslında filler tepişir çimenler ezilir demiş. Kitabını "Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellatların, Tanrı bin belasını versin ! " diyerek noktalamış. Yazara katılmamak elde değil.
Filmini kitabından daha çok beğendiğim tek eser. Bahsedilen yerler doğa içerisinde olduğundan hayal gücüm filmin sunduğu görsel şöleni bana sunamadı.Belki de filmini önce izlemekle hata ettim. Kötü mü derseniz; hayır.
Ölüm korkusu hissetmediğim için kitap beni etkilemedi. Daha önce okumuş olduğum Din ve Psikiyatri'nin yanında sönük kaldı. Konunun meraklısına daha keyifli bir okuma süreci sunabilir.
Ölümün, ayrılığın, özgürlük mücadelesinin bir çocuğun gözünden doğal akışında anlatılması insanın içinde bir yerlere mutlaka dokunuyor. Kitap bittikten sonra ne hissedeceğimi bilemedim.
Pal Sokağı Çocukları'nı okuyunca çoğu kişi gibi çocukluğuma özlem duyamadım. Çünkü çocukların oyunları altında yatan zorbalık, Nemecsek'in tek rütbesiz kişi olup her işin ona yıkılıyor olması ve en kötüsü de çocuğun kendini ispat etme çabası beni rahatsız etti.
Pal Sokağı'ndakiler büyümüş de küçülmüş gibi geldi. Nasıl desem; sanki bir çocuğa göre fazla acımasızlar.