Façalı Suratlı Softa, sıra kendisine gelince bir tutam kuru üzüm alıp şöyle diyerek Hayyam'a uzattı:
–Herhalde üzümü şarap biçiminde sunmamı tercih ederdin.
Ömer şu cevabı yapıştırdı:
–İnsan şarap içmek isteyince sâkisini ve keyif arkadaşını dikkatli seçer.
Façalı Surat'ın sesi biraz yükseldi:
–Ben kendi payıma ağzıma bir damla şarap koymam, mekânım cennet olsun isterim. Sen oraya, yanıma gelmeye pek istekli değilsin herhalde.
–Durmadan hikmetler yumurtlayan ulema takımıyla sonsuza dek bir arada kalmak için mi? Hayır, teşekkürler, Allah bize başka şeyler vaat ediyor.
Kadı sözü onun ağzından aldı:
–Ne soracağını biliyorum: Misafirperverlik erdemini böylesine baş tacı eden insanlar nasıl oluyor da senin gibi bir ziyaretçiye karşı suç işleyebiliyor, şiddete başvurabiliyor?
– Bunun tek kelimelik bir cevabı var: Korku. Buradaki şiddet tamamen korkunun ürünüdür.
Ömer içinden yineleyip duruyordu: "Benim yıkanan kadınım sadece bir serap olsa da... Gerçeğin asıl yüzü o Façalı Surat olsa da... Bu serin gece ömrümün son gecesi olsa da... Bu şehirden nefret etmeyeceğim."
"Saldırıya geçen kalabalığın altında ezilirken ellerinden kurtulmak için çırpınmaya kalkışmadı, giysilerinin parçalanmasına ve bedenin lime lime edilmesine boyun eğecekti tevekkülle, gırtlağının kesilmesini bekleyen kurbanın o gevşek uyuşukluğuna bırakmıştı bile kendini, hiçbir şey hissetmiyor, hiçbir şey duymuyordu, kendi içine kapanmış, surlarını bulutlara dek yükseltip kapılarını sıkı sıkı örtmüştü."
"Hiç, bildikleri hiçtir, bilmek istedikleri hiç,
Bak da gör şu cahilleri, kurulmuşlar tepesine dünyanın,
Onlardan değilsen şayet kâfir derler adama
Boş ver onları Hayyam, sen bak kendi yoluna"