Ne güzel söylemiş Abdurrahim KARAKOÇ;
Sılada sılasız kaldım;
Suyum garip, aşım garip.
Ben kendime gurbet oldum;
İçim garip, dışım garip.
Tam da böyle değil mi hayatımız... Kendi memleketimizde memleket arıyoruz ; sokağın başında, caminin avlusunda, her gün akşama kadar oyun oynadığımız mahalledeki boş arsada ve yere oturup yediğimiz salçalı ekmekte geçmişten bir iz arıyoruz. Doğup büyüdüğümüz topraklar bize yabancı olmuş biz de ona... Öyleyse ne yapmalı? Yapacak çok da bir şey kalmamış. İçimizdeki gurbeti de garipliği de alıp gitmeli tıpkı ay ışığı prensesi gibi.