Masumiyet Müzesi yer yer akıcı, yer yer fazlasıyla durağan bir kitaptı. Okurken bazen sayfalar su gibi akıp giderken, bazı bölümlerde uykum geldiğini itiraf etmeliyim. Kemal karakterine gelince, gerçekten âşık mıydı, yoksa takıntılı bir sapık mı, buna karar vermek zor. Füsun’un izmaritinden tuzluğuna kadar her şeyi toplaması, bana göre bir aşk değil; tam anlamıyla bir rahatsızlık. Anıları olan birkaç eşya belki anlaşılabilir, ama bu kadar fazlası?
Füsun’un ailesinin Kemal’i sürekli evlerinde ağırlaması ve kocasının hiçbir şeyden şüphe duymaması da oldukça tutarsızdı. Ya da belki onlar, kızlarının isteği üzerine mi yapıyordu bunu? Bilmiyorum, ama bu durum bir nebze gerçekçilikten uzak hissettirdi. En çok merak ettiğim kısım, Füsun’un penceresinden bu ilişkiye bakabilmekti. Kitapta duygusal yoğunluk fazlaydı ve yer yer Kemal beni gerçekten çıldırttı.
Ama yine de... bazı sayfalarda öyle derin, öyle dokunaklı kelimeler vardı ki, işte o anlar için okudum. Masumiyet Müzesi aşkı sorgulayan, kendi içinde derin bir anlam taşıyan bir kitap. Ama aşk var mıydı derseniz… Bence yoktu. Çünkü aşk, böyle bir şey değil.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Fareler ve İnsanlar kitabında Lennie karakteri gerçekten dikkat çekiyor. Lennie, George’a sadece hayal ve umut vermekle kalmıyor, aynı zamanda ona bir hedef, bir yaşam amacı da sağlıyor. Lennie'nin saf kalbi ve masumiyeti, George’a sahip olma arzusu, bir yerlere sahip olma hayali ve para biriktirme isteği gibi duygular yaratıyor.
Bastırılmış hayatların kurbanı olan Curley’nin karısının trajik sonu ise kitaptaki en çarpıcı noktalardan biri. Steinbeck, her bir karakterin derinlikli bir şekilde işlenmesiyle adeta onlara hayat hikayelerini anlatma şansı tanıyor. Bu da gerçekten çok hoşuma gitti. Sanki Steinbeck her bir karaktere şöyle demiş: “Senin de bir hikayen var, seni de görsünler.”
Karakterler, hayallerine doğru giderken çiftlik onlar için bir dinlenme yeri, bir durak gibiydi. O çiftlik, para kazanma, bir yerlere sahip olma arzusunun ötesinde, onların sığınağıydı. Her biri kendi yalnızlıklarını orada unutmaktan, bir umut aramaktan başka bir şey istemiyordu. Kitap, bu yönüyle de akıcıydı ve beni derinden etkiledi. En son, "Herkes öldürür sevdiğini" repliği aklıma geldi; gerçekten kitabın sonunda bu anlam bir kez daha vücut buluyor.