Saklambaç
Zihnimin en tozlu köşesinde tek kişilik saklambaç oynuyu sürüyor
Çocuk sayıyor
Hem sayıyor hem saklanıyor
kendini arıyor
Kendini saklıyor
Kendini bulmaya çalışıyor
Sağı sobe
Solu sobe
Saklandığı her yerden tekrar çıkıp sayıyor dökülmüş bir duvar arkası tozlu bir masanın altını hep kendine çıkıyor yolları
Hiç mi arkadaşı yok
Onu bulmak isteyecek bir göz mü yok?
Gerçekler var peşinde
Yaşadığına şükür
Yaşayamadıklarına sitem
Ölmemek yaşamak değil de
İnanıyor buna haliyle
Hayallere kayıtsız
Saymaya devam ediyor
Hayatını bir kitap yapsaydı muhtemelen de ortasından başlardı yaşamaya
Başı yoktur sonu biraz sis
Ölmemek miydi yaşamak?
19.05.26
Yok oluş, belki de yeniden var oluş, sonsuzluğa göç… Bilmiyorum. Bunlarla tanıştığımda henüz küçüktüm; gidişini algılayamadım. Zaten hangi gün, hangi saatte olduğunu da bilmiyorum. Sadece Mart ayıydı.
Duvara asılan bir fotoğraf çerçevesi ve cüzdanlara konulan bir vesikalıkla kabullendim sanırım artık olmadığını. Gerçekten anlamaya başladığımda, artık anlamanın mümkün olduğu yaşlarda, çok isterdim; anlayacak yerlerim kurusun, özlemek istemedim çocukken oturduğum rakı sofranı, vakur duruşunu, merhametini, beyaz peynirini, sesini… Gerçi sesini hiç hatırlamıyorum. Küçüktüm kanser sesini aldığında. Bakışları kaldı bende. Uzun boyu, yeşil gözleri… Sonra ikinci bir hastalıkla bakışları da gitti bizden.
Sırtımı yasladığım dağdı o.
Şimdi varlığını hangi evrende sürdürdüğünü bilmiyorum. Bildiğim tek şey, mart ayıydı.