Pnrbs

Bâs-ı badel mevt nasını tefsir ederken şöyle derler: 'Malumun ola ki, ruh-ı cihan dünyadan ayrılmadıkça, dünya devrine devam edecektir. Ruh-ı cihan dünyadan ayrılınca haşr olacaktır. Filhakika kıyamet kelimesi kıyamdan gelir; ruh bedeni terk edince, özüne dönmüş olur; kıyamet budur işte. Peygamber, 'ölen vücuttur, ruh için ölüm yoktur demiyor mu? Demek ki iki kıyamet var: Küçük kıyamet, kişi için canın vücuttan ayrılması yani bizim ölümümüz. Büyük kıyamet, ruh-ı cihanın dünyadan ayrılışı, yani kainatın ölümü. Görülüyor ki lhvan-ı Safa'ya göre, kıyametle ölüm aynı şeydir, çünkü bedenden kurtulan ruh, kendi başına yaşayacaktır; bizim ölümümüzle kainatın ölümü birbirine benzer. Yani kainatın yüzde yüz ruhanî ve animik hayatı o zaman başlar.
Sayfa 60 - İletişim yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Islâm medeniyeti de yekpare bir bütün. İslâm dünyası, Hicret'ten bu yana çeşitli ikbal ve idbar devirleri yaşamış, fakat asli cevherini büyük bir titizlikle korumuştur. Bu medeniyetin dayandığı mukaddes kitaplar, milyonlarca insanın yoluna ışık serpmiş ve serpmektedir. İslâm'ın "muhitül maarif"i Kur'an-ı Kerim ile Hadis-i Şeriflerdir. Evet, İslâm'da sayısız kamuslar, sayısız ansiklopedik eserler mevcut.
Sayfa 48 - İletişim yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Ansiklopedi lafzının günümüzde kazandığı büyük itibar bir parça da bu tarihî hatıranın bakiyesi. Her yayınevi rastgele konuları kucaklayan büyücek bir kitabı ansiklopedi diye damgalıyor: Seks ansiklopedisi, gençlik ansiklopedisi, oyun ansiklopedisi... Bize göre, her insan camiası, her medeniyet, ancak tek ansiklopedi kurabilir. Sütunlar aşınsa da, duvarlar çatlasa da, zamanın tahrip gücü temellere dokunamaz. Ansiklopedi, bir asrın, bir milletin bir neslin ve bir dahinin eseri olamaz.
Sayfa 47·Kitabı okuyor
Alıntı
Diderot da öyle düşünmüyor muydu? 'Kainatta insanın yeri ne ise, eserimizde de o olmalıdır, her şeyin ortak noktası insan.' Soyut insanı, genel olarak insanı değil, yaşayan insanı, yaşadığımız çağın insanını ele alacağız. Kanlı bir buhranın ferdasındayız, bugünkü nesli, entelektüel şuurunu muayene etmeye çağırıyoruz, pozitif bilgileriyle, aksiyon vasıtalarıyla, hem maddeye hem de kendi kendine söz geçirmek için çırpınan zekâsıyla, bir kelime ile, kucağında geliştiği çilelerden eşsiz güç kazanan dünya tasavvurlarıyla.
Sayfa 46 - İletişim yayınları·Kitabı okuyor
Demek ki idrâkin konusu olan bilgileri bir mertebeler dizesine veya mantıkî bir teselsüle göre tasnif edemiyoruz. O halde tabiî düzene uymak lazım gelmez mi? Auguste Comte gibi konuşursak, amacımız, objektif bir sentez değil, sübjektif bir sentezdir. Başka bir deyişle, bir demirbaş tesbit edeceksek, bu demirbaştan faydalanacak olan insanlık olmalı. Kitaplarda, çalışan insanların izlerini ararız. İzlerini ve onlardan alınacak dersleri. Böyle bir düzene uymak istiyoruz. Çünkü muhatabımız mutlu bir azınlık değil, geniş kalabalıklardır. En vasıflı kimselerin fetihlerini çoğunluğa sunmak istiyoruz.
Sayfa 46 - İletişim yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı