Bu noktada, çocukların hayalperest eğilimlerini yetişkinlerin gerçekliği ve nesnelligiyle kıyaslamamak gerekir. Çünkü sahiden gerçekçi olan çocuklardır; onlar hiçbir zaman genellemelere göre hareket etmezler...
İnsanlar genelde pratik amaçlarla- ekmek almaya, dükkanlara, otobüs yada metroya gitmek, bir arkadasa uğramak için- arşınlar sokakları. Yani sokaklar birer koridordur sadece. İnsanlar başları önde, sırf ihtiyaç duydukları şeylere odaklanarak yürür. Hiçbir şeye bakmaz, sadece işlevsel şeyleri algılayacak şekilde seyrederler: yeşil eczane işaretini görünce sağa döner, büyük kahverengi kapıyı görünce pastanenin bı sonraki köşede olduğunu bilirler. Böylece sokak cılız, ışıldayan işaretlerden dokunmuş bir kumaşa döner, ama gösterisinin ışıltısı büyük oranda yiter.
Bir gün bir çeşme de suyu avuçlarıyla içen bir çocuğa rastlayan Diogenes bir an durduktan sonra şaşkınlıkla," Diogenes", der, " aldın mı boyunun ölçüsünü?" Bereketsiz heybesindeki ahşap kupayı çıkarıp muzafferane bir gülümseme ile uzağa fırlatır. Mutludur, çünkü bir yükten daha kurtulmuştur.
İşte zaruri olan da budur; çileci bunu zamanla çekip çıkarır. Burada mevzu, koltuklarına yapışmış felsefecilerin yaptığı gibi, sırtınıza yük olan fuzuli zenginliklerden kurtulmak gerektiğini söylemek değil, kullanışlı şeyi, zarurî olana dek kazmaktır. Sadece idareli olmak anlamına gelmez bu;azla yetinmek, dikkat etmek de demektir. Zarurî olan dışında hiçbir şeyi kabul etmemek daha ağır,zor ve zahmetlidir. Bu dönüşüm bizi tevekkulun de ötesine götürüp bağımsızlığımızı mutlak kılar. Kullanışlı olanın içinde ulaşılan bu "zarurî şey", mahrumiyetin anlamına tepetaklak eder.